March 17, 2010

çok üşengeç kurabiye

baharın falan geldiği yok, mart ayı herşeyin üzerine bir de dondurmakta. bir tencere mısır patlattıktan sonra kurabiye yaptım. dünyanın en uyduruk kurabiyesinin internetten aparttığım, tarafımdan denemiş tarifi şöyle:

1. fırını 190 dereceye ısıtınız. fırın tepsisine pişirme kağıdı seriniz, bir kenara koyunuz.

2. bir kaseye "limonlu hazır kek karışımı", 2 yumurta, 5 kaşık sıvı yağ, 2 kaşık limon suyu, 2 limonun rendelenmiş kabuğu (of buna çok üşendim yapmadım), yarım kaşık limon özü (en ufak bir fikrim yok, yaşasın kemal kükrer limon şurubu!) koyup iyice karıştırınız.

3. hamurdan toplar alarak yayvan bir tabağın içinde hafifçe pudra şekerine bulayınız. (bu kesinlikle olmuyor, top falan mümkün değil, siz naapsanız yayılıcak onlar, o yüzden içinizden bir şarkı söyleyin, hamurları pudra şekerine şöyle bir daldırın ve bir şekilde tepsiye ulaştırın.)

4. fırında kenarları kahverengileşinceye kadar pişiriniz ki bu da aşağı yukarı 10 dakika sürüyor.

internetteki kurabiyeci abla fırından çıkardıktan sonra böyle ızgaraya yerleştirip soğumasını bekliyordu, yoksa ben birşey bildiğimden değil yani bu manzara. ayrıca bir çılgınlık yapıp hamurun içine bir tatlı kaşığı kadar tarçın attım, bana mısın demedi. hiçbirşeyi kafasına takmayan limonlu kurabiye tarifi bundan ibaret.

seramik kedi figüranlık yaptı, z'arif tattı beğendi, yaparken kafamda şu aşağıdaki çalıyordu. take my shoes off and throw them in the lake and i'll be two steps on the water!

">

March 12, 2010

i know it's coming!

bahar geliyor, cemreler falan düşmüş. ben anlamam ama bahar dalıymış bu çiçekli çalının adı. lastik çizmelerimi giyip yerinde tespit ettim, küçük müçük ama çok hareketli bi bahçe çünkü bizimki. bahar dalına ulaşabilmek için iki adım atmam yeterliydi fakat traktör mü soktular naaptılar, bata çıka tökezleye bayağı macera oldu. Pakistan'da bu aralar uçurtma şenlikleri olması lazım. (küçük bi araştırmayla şubat sonu olduğunu farkettim. o kadar romantik olmayan bi basant şenliği yazısı için buraya tıklayabilirsiniz.)

heyecan heyecan. bahar kendi işini kendi hallediyor tabi, bense elimin değdiğini kurutuyorum. yapı marketten alınan naneden hayır mı gelir diyor olabilirsiniz ama ben cidden bozulmaya başladım, zira balkonlarında sera yaratan tanıdıklarım var. ellerimle diktiğim naneden birbuçuk aydır ses seda yok. bu acıklı sahneyi de sizlerle paylaşıp daha az pastoral şeylerle ilgilenmek üzere çıkıyorum. mutfak bahçem nanesinin akıbeti de ilerleyen günlerde burada.



March 10, 2010

begin again!

siz şu aşağıdakilerle oyalanırken ben de burayı koyduğum isme layık şekilde nasıl doldururum diye düşünedurayım.

ilk olarak, beni bu yaşımda ağlayarak kırlara koşmaya sevkeden finn andrews bey'fendi. çok sevdiğim bi arkadaşım geçenlerde şunu sordu "neden kimse kalender değil artık?". telefonu kapatıp düşündüm, kalenderlik hepimize iyi gelebilirdi ki o arada ve sanırım tam zamanında the veils kalkıp istanbul'a geldi. singer-songwriter deyince genelde irkilsem de finn andrews'un arasına ağaçlar, yağmurlar, yıldızlar falan girmiş olan hassas dünyası aklımı başımdan aldı. bernard butler'ın parmağı olmasa ayrıca şaşardım.


geçen senenin kazancı ve bahsi geçen kalenderlikle pek de alakası olmayan the big pink de ingiliz kontenjanını doldurdu bi nevi. beatles'a "they're a bunch of pussies" demiş olmaları mı kalbimi çeldi bilemiyorum ama gece çıkması gibi, deri giymek falan gibi, kalbin kırılmış ama artık umrunda değilmiş gibi. havalı, çok havalı.


ve de 5buçuk dakikayı gümbür gümbür doldurdukları ve koşma isteği yarattıkları için editors-papillon. bazen müzik dinlerken sıkıntıdan örgü örmeye başlamadığımız için müteşekkir olmamız gerekiyor.