January 31, 2012

part-time lover

annemlerin yeni numarası. karşı apartmandan canı isteyince gelip camdan giriyor, süt içip oynayıp geri gidiyor. biraz da şehla. daha komiği, aynısından bi tane daha var. bi sabah ikisi aynı anda gelene kadar tek kedi sandık.


sağını solunu çok elletmiyor, prensip sahibi. zımbaladı kolumu kaşla göz arasında.


mom-made

j.'nin bi yazısında görünce aklıma gelmişti, ona da buraya koyacağımı söylemiştim. bu yandaki de benim anne-dikimi ayıcığım. bi adı olmadı hiç.

ben biraz büyüyünce annemle çok güldük ayının haline, o suratındaki ifadeye, o yassı kocaman kafasına. annem "allahım acaba neler geçiyordu kafamdan o an?" diye retrospektif baktı meseleye.

ordan oraya taşıdım yıllarca, en son annemlerde bıraktım. geçen gün gidip altını üstüne getirdim evin. onlar da ayaklandılar, büyük bi ciddiyetle yampiri kahverengi ayıyı aradık. bulamayınca atar gider yaptım, karadelik bu ev, bi giren bi daha çıkışı bulamıyor diye.

derken annem "sen kendi evine götürmüş olmayasın?" dedi. o anda ayının kendi evimde tam olarak nerde olduğu gözümün önüne geldi bi fotoğraf gibi. kös kös eve dönüp çıkardım kutudan. kesin çok güldüler arkamdan.

taşınırken can havliyle atmışım kutuya, kutuyu da yatağın altına. bunca zamandır bi fil ve bi tane kazıda giyerim diye alınmış ama asla giyilmemiş kırmızı şalvarla oturmaktaymış sessiz sessiz.

kulakları yapıştı, kadifesinin tüyleri döküldü bi miktar falan ama 30küsur senedir varlığını sürdüyor. şimdi evde bi yer bulmam lazım ona.

bi de dobi var, o da ev ayısı, onu da sonra yazarım.

koko bisküvi araklar bazen

bilmiyorum ki şeref turu mu atıyor boş bisküvi paketiyle yoksa güvercinlerle aralarında rüşvet yoluyla barış mı sağlandı?


ev düğünü

kendi evlerinde, kedilerinin, köpeklerinin, arkadaşlarının önünde evlenmişler. çiftimiz etrafına gıcık bi enerji yayıyor olsa da hoşuma gitti bu sadelik. çok isterdim koko'yla bi fotoğrafım olsun evlendiğimiz gün, hiçbirimizin aklına gelmemiş. koko zaten çok paniğe kapılmıştı o gün evdeki kalabalıktan, sağa sola işemiş ağlaya ağlaya, kim temizlediyse burdan bi daha teşekkür ediyorum! o gün bizden önce eve ulaşıp içki servisine başlayan, mumlar yakan, birbirleriyle ve köpeğimizle ilgilenen arkadaşlarımıza hakikaten çok hastayım.

fotoğrafların tamamı için şuraya bakabilirsiniz.








January 30, 2012

new girl

dizimag çok şahane bi şey. sıfır çabayla onlarca dizi seyredebiliyorsunuz, altyazı var, dert-tasa yok. new girl'ü sağda solda okumuştum, oturdum seyrettim 10 bölüm. sesli güldüğüm oldu.

yeni terkedilen kız, 3 oğlanla aynı eve çıkar, olaylar gelişir. kız tuhaf, nerdy bile olabilir bi miktar, içinde bulunduğu durumları şarkılı hale getiriyor mesela, "uuuuu şimdiiii gidiiiipp süüüüt alacağıımm yeaaaahh" gibi. oğlanlar da dahil olmak üzere herkesin defoları var dizide, biri üniversite terk, öbürünün basketbol kariyeri erken bitmiş, en kariyer sahibi olanları ise kendini kadın mıknatısı zannediyor ve olmadık yerlerde tişörtünü çıkartıyor. esas kızımızın en yakın arkadaşı manken falan ama onun da gönlü nerde hayvanadam varsa onlara meylediyor.

neyse, netice itibariyle birbirlerini destekliyorlar, "arkadaşlık dostluk, en önemli şey bunlar hayatta" gibi bi havası var dizinin. bölüm bitince geride kalan hafif bi şey seyretmiş olma hissi, bi feel-good hali falan bana ally mcbeal'i hatırlattı biraz.

zooey deschanel'den pek hoşlanmıyorum. ona rağmen seyrediyorum diziyi. illa ki bi deschanel seçmem gerekiyorsa ablasını seçerim. bence daha güzel hem. ve bunun david boreanaz'ın köşeli çenesiyle hiç alakası yok.


January 29, 2012

nepa lamp

çok sevdiğim akrobat lambaları yeniden yorumlamışlar. bu 2 boyutlu, led ışıklı ve dev boyutlu halini şüpheyle karşıladım. öyle biriyim çünkü, ilk radyoyu yanımda icat etmiş olsalardı mesela, radyoyu çekiçle kırıp çığlıklar atarak kaçardım ordan.
ama üşenmedim kolaj yaptım sizin için.


January 28, 2012

güzel blog

nasıl oldu bilmiyorum ama bu aralar okuduğum blogların büyük bi kısmı güney afrika, yeni zelanda ve avusturalya'da yaşayan kızların blogları. beatnik bazaar da güney afrika'dan yazıyor, retroydu, vintıçdı, ev içleri, dışarlar, güzel fotoğraflar var.






January 27, 2012

koko tüy toplar bazen

yoğun programımdan fırsat buldukça halıda yuvarlanmaktan hoşlanırım.


remembering amy

jean paul gaultier 2012 bahar kolleksiyonu amy winehouse'a bi tribute olarak tasarlanmış. herkesler bayılmış. ben kendi adıma bu yandaki gibi kendinden kıçlı elbiselerden ve gaultier'nin babasının malıymış gibi kanırttığı denizci havalarından bıktım biraz. ama ben ne anlarım tabi, burası moda blogu değil, ben de feşinista değilim. daha önce de belirttiğim gibi, çok üşüyorum.

neyse evet, beehive saçlar, kocaman eyelinerlar falan, bi de arkada 4 tane adam amy winehouse şarkıları çalıp söylemiş. gaultier neşe içinde amy'i andıklarını ifade etmiş defileden sonra.

ve fekat kızın babası nefret etmiş bundan. "kızım öleli 6 ay oldu, biz hala yastayız. moda dünyasına yaptığı etkinin farkındayız  ama mankenlerin o hali, o podyumda sigara içmeler, kızımın iyi günlerine değil kötü zamanlarına referens veriyor. gaultier sırf elbise satmak için kızımın görüntüsünden faydalandı, bize hiçbişey sormadı, bunu sadece para için yaptı." diye açıklama yapmış. şurdan okuyabilirsiniz.


January 26, 2012

fokyu filesonic

bikaç aydır filesonic kullanıyordum film, müzik ve saire indirmek için. hatta en son office 2010 pro plus indirdim, bi de üzerine aktivasyon kodu üreticisi indirip çalıştırmayı başardım. kişisel tarihim içinde önemli bi zafer oldu. böyle şeyleri bilerek değil can havliyle yapıyorum.

derken amerika'da olanlar oldu, megaupload kapandı, sahibini tutukladılar falan. bi sabah bi baktım filesonic sanki hiç bu taraklarda bezi yokmuş gibi "sadece kendi yüklediğin dosyaları indirebilirsin canımöptümkibbye" haline gelmiş. haliyle korsanlık yapmak için ayırdığım aylık 9 dollaresim de havaya uçtu.

bi gün boyunca küfrettim, sonra oturup paypal'e mektup yazdım, "bana haber bile vermeden çalışma şekillerini değiştirdiler, bu hali benim işime yaramıyor, paramı geri istiyorum" diye. bugün email geldi, 9 dolarım da geri geldi.

genelde böyle şeyleri beceren biri değilim. o yüzden şu anda çok mutluyum. ve aşağıdakini hakettim.


koko bazen mevsim koşullarına uyum sağlar


ben. ama ergenken.

bu oda, 15 yaşımın hayallerindeki oda. ne eksiği ne fazlası var. belki bi tekir kedi eksik ama o da overdose olurdu artık. böyle iyi.
imajı şurda bi yerlerde buldum.


bi kadife jaket

kadife ceketin en güzel rengi bu. şarap kırmızısı mı, vişne çürüğü mü, bildiğimiz bordo mu, ne bu?
bi de şunu sormak istiyorum; hangi moda blogunu açsam herkes böyle dolaşıyor, incecik bi kazak, üstüne havalı bi ceket, sokakta böyle yürümeler falan, ben neden paltomu giyince damacanaya benziyorum kışın? içlerine yün atlet mi giyiyorlar, yün atlet giyip nasıl feşınıbıl olunur? 
sürekli üşüyorum yarabbim, çok üşüyorum.

fotoğraf jak&jil'den.



when saints go machine

fuck you very much'ı takip ediyor musunuz? kendileri için diyorlar ki, "biz ilişkilerini bu görsel günlükle idare etmeye çalışan iki arkadaşız". bugünün şarkısını orda buldum.

fakyuverimaççılar gibi when saints go machine de danimarkalı. albümlerinin adı konkylie, deniz kabuğu demekmiş, fotoğraftaki gibi büyük olanlardan.

şarkılarını şurdan dinleyebilirsiniz, böyle synth-pop gibi, yer yer anthony&the johnsons gibi ama sanki o kadar ağlak değil, denizden ziyade ormanda bi kulübeden geliyormuş gibi.

January 25, 2012

madem yağdın bari erime!

annemin günlük ayva ihtiyacını karşılamak ve sattığımız pleysteyşın oyunlarını kargolamak için sokağa çıkmam gerekti. kardan kıştan zaten hoşlanmıyorum ama bu en sevimsiz hali, çamurlu eriyik kar.

bugün neler öğrendim?
1. silvan'a kargo yollamak için 2 katı para vermeniz gerekiyor. neden diye sordum, usulca "silvan" dedi kargocu kız cevap olarak.
2. köşedeki bim market çalışanları bez çanta kullanmamı çok takdir ediyolarmış, bugün dost yoğurtlarını, kaan bey kaşarlarını çantama tıkarken söylediler.

anneme ayvaları bıraktım, karşılığında sütlaç yedim. bata çıka eve döndüm. koko nihayet bayıldı koltuğa. hava o kadar gri ki.

koko kar yağınca aklını kaçırır

çok kar yağdı dün gece. zaten erimemişti eski karlar, iyice gömüldük. koko gözünde çapaklarla fırladı sabah terasa, saatlerdir koşuyor. ve güvercinlere havlıyor. bütün mahalle yankılanıyor sesiyle. güvercinler biraz yer değiştirip koko'ya bakmaya devam ediyorlar. koko havladıkça alt katımızdaki küçük köpek delirip havlıyor. bu durum 3 saattir sürmekte. evin içi ıslak pati izleriyle doldu.





January 21, 2012

en iyisi uyumak

kah sağa, kah sola dönmek, börek olmak, derin nefesler alıp vermek, hor hor uyumak. 


January 19, 2012

vicdan

yıldönümlerini, doğumgünlerini unuturum ben. haftasonu conan'la "ne gün evlendiydik biz, 10 muydu 11 mi?" diye birbirimize baktık gözlerimizi kırpıştırarak. ama bazı günleri unutamıyorum.

19 ocak 2007 günü okuldaydım, sarı kafayla heritage management dersinin ödevini yetiştiriyorduk. ben göbeklitepe ve urfa'nın unesco dünya mirası listesine başvurusunu hazırlıyordum, sarman ani'yi yazıyordu. dönem boyu derste sümela'dan da bahsedenler oldu, akdamar adası'ndan da. 10 kişilik grubumuzla, kendi aramızda, çokkültürlülük falan. ne tahammüllüydü herkes, ne güzel dersti.

biz o gün ödevleri bitiremeden hrant dink'i öldürdüler. o an hissettiğim utanç 5 yıldır geçmedi. insanlığımdan utandım, patlak pabucuyla yerde yatan adamın kime ne zararı vardı diye düşünüp, çocuklarını, karısını düşünüp. 5 yıl sonra bi baktım ki aynı yerdeyiz, hatta üstüne bi de hakaret etmeye başlamışız. milliyet gazetesi haber vermiş, "vicdanlar bugün sokakta" diye, alın size okuyucu yorumları. olduğu gibi kopyalıyorum.

Yürüş yapanlar vicdanlıda biz vindansızmıyız
GERONIMO - 1 saat önce


o kadar esker şehit olurken bu vicdanlar nerelerde acaba?
2029498 - 1 saat önce


Adalet yerini bulana kadar her zaman haksızın yanında olmak insanlık borcumuzdur.
merhaba50 - 2 saat önce




bi de sinirle yazmışlar, ne yazdıklarına bile bakmadan, vicdan olmuş vindan. "hrank bey" vardı bi tane, onu görmezden geldim artık. bu "yeaaa asker de ölüyor, ona niye ses çıkarmıyorsunuz" tipi argümanlar hayatta en nefret ettiğim argümanlardır. bu tip insanlar karşınıza "yeaa aç insanlar varken hayvanlara niye acıyorsun", "yeaaa homoseksüellik hastalıktır, hem sana nooluyo" diye de çıkar. benim çıktı. çünkü bu gerizekalılar herkesi kendileri gibi dünya yıkılırken götlerini yayıp oturuyor zanneder. herkesi kendisi kadar aptal zanneder. hrant dink'in öldürülmesine isyan ettiğin için 18 yaşında çocukların dağlarda parçalanmasına isyan edemezsin çünkü. şu yukardaki son yorum gibi, kafası karışık insanların, dili sürçüyor, bilinçaltı fırlıyor, iyi bişey yapıp haksızın! yanında yer almak istiyor ama nerelolüyor, derken mavi ekran veriyor.


canım kardeşim, adam işinden evine giderken sokakta öldürüldü, biri canını aldı, anlıyor musun? ermeni diye, gazeteci diye. üstüne bi de katili övdü bu ülke, kafasına taktığı bere moda oldu. bu ne ilk ne de son, kimlerin evlerinin önünde havaya uçurulduğunu gördük, gene sadece gazetede yazı yazıyor diye. o zamanlar faili meçhul olurdu, şimdi meşhur oluyor failler. bunu kaldırıyor vicdanlarınız.


ben hrant dink için ağladım oturup, askerliğin mecburi olduğu bu ülkede dağlara gidip de dönemeyen çocuklara ağladım, bu ülkenin işkence edilen, açlıktan ölen, tecavüz edilen çocuklarına, kadınlarına, hayvanlarına ağladım. tekel işçilerine ağladım, beden eğitimi öğretmeni oğlu 9 yıldır atanmayan taksici "oğlum evde aklını kaçırdı" dediğinde ağladım. kendimi sorumlu hissediyorum, kötü hissediyorum. adalet, merhamet, hiç olmadı biraz aklıselim istiyorum. bunlar olana kadar da hem ermeni hem museviyim, ayrıca transseksüel ve işsizim, cizre'de vatani görevimi yapmak zorundayım ve kürdüm, üstelik dayak yiyen bi kadınım. ve hep burdayım. 

January 18, 2012

runner ups

kurt vile tımbır tımbır ne güzel. 1980li olduğu ve bu albümü geçen sene çıkardığı dışında hiçbişey bilmiyorum hakkında. bi de saçı var.

wikipedia sansürü protesto etmek için kapalı. ev bi türlü ısınmıyor. yarın bi toplantıya iştirak etmem lazım, tasası şimdiden kaşımı gözümü attırıyor. bi adet bayat muffin ve 4 tane dünden kalma sigara böreği yedim.

neyse evet, kurt vile. tımbır tımbır.


bi nefes al salma, bi beden büyük al

ama lütfen dar olsun, daha da dar, en dar. salma hayek'in bu curvy latino hallerinden de bu sosis kıyafetlerinden de fenalık geçiriyorum. baktıkça ben nefes alamıyorum sıkışıp.

January 17, 2012

what kind of bird are you?

yarabbi sen aklıma mukayyet ol! trailer'ı çıkmış, kendisi de herhalde yaza doğru sinemalara gelecek. biricik wes anderson'ımızın yeni filmi. o özlediğimiz turunculuk, o donukluk, o güzellikleriyle akıl uçurtan eşyalar, camp ivanhoe! (ivanhoe nerdeyse 30 yıldır çok yanığım sana), bill murray, tilda swinton, jason schwartzman, bruce willis!, fırlatılan pabuçlar ve sepetten çıkan kedi!

puantiye

steven alan 2012 women's resort; basit, kullanışlı, giyip her yere gidersiniz. sandaletleri de çok beğendim. lookbook'un gerisi şurda.




January 16, 2012

tek hedefim bi iz bırakmak

ofis camından okul manzaraları. camdan atlasam sağdaki fotoğraftaki gibi izim çıkar. eksik olmasın çocuklar yapmış, benim atlamama gerek kalmadı sanırım.


who wears prada?

oh oh oh prada sonbahar/kış 2012 defilesinde kimler kimler varmış. tamamı burda.




sokağa çıkınız

gidemediğim wild beasts konseri öncesi (ya da sonrası, artık bilemiyorum) sokakta kayıt yapmışlar, çok beğendim, bi de albümün en sevdiğim şarkısı! arkadan insanlar geçiyor, alttan zile basıyorlar yukardan anahtar atılıyor falan. ben o sokaktan geçiyor olsaydım herhalde nöbet geçirirdim heyecandan.

şimdi okula gitmem lazım, kar-buz, okulda hava en az on derece daha soğuktur, kar en az on santim daha yüksektir. en kaymayan ayakkabıyı seçmem lazım, zira kayıp düşme konusunda utanç verici bi rekora sahibim. en son buza basıp havalandığım ve iki tane oğlan çocuğunun üzerine enlemesine indiğimi hatırladım da, yarabbi.


Wild Beasts - Bed of Nails / "Long Way from Home" Istanbul Acoustic Sessions from Long Way From Home on Vimeo.

January 15, 2012

koko temas ister her zaman

tek kişilik koltukta asla tek başına oturamamak. köpeğin cüssesinin farkında olmaması. kalçamın üstünde ve sol dirseğimin altında hep bi kıç, hep bi kıç.



late night posting

olay yerinden bildiriyorum. stevie wonder caliyor. allahim sen buyuksun. derken radiohead basladi? everything in its right place. koko'nun yapayalniz bizi bekledigini dusunerek vicdan azabi cekiyorum. optumkibbye.

January 13, 2012

damacana var ve bu yüzden belki kaşık da var

eve damacanayla su alıyoruz ve çok acayipler. geçen hafta 2 kere aradım açmadılar, sonra birden su getirdiler eve. "ema ema nası?" dedim, "sistemde kayıtlısınız" dedi adam. normalde hiç konuşmuyor, bu kadar bi açıklamaya razı oldum, sanırım bi matriks var, kaşık falan var. ya da yok.

bugün de aradıktan 3 dakika sonra elinde suyla belirdi kapıda. bi sistem var evet diye geçirip içimden parasını verdim suyun. hiç konuşmadık. arkasından "iyi günleeeer" dedim merdivenlerden sarkıp. demeseydim ben de kuul olurdum, sucunun beni kuulluğuyla dövmesinden çok yoruldum, anlıyor musunuz?

resim çok alakalı olmadı ama damacana resmi koysaydım daha mı iyiydi?

January 12, 2012

bozayı!

bu broşu da şurda buldum, tahtadan anne ayı ve yavrusu. en ucuz kargo seçeneğiyle 86 liraya maloluyor eve alması. 80 liraya elle'den çizme aldım bugün, kısmet değilmiş. ama daha bol bi zamanda 2 tane alırım, o kadar beğendim.

bambi





şurda buldum.

January 11, 2012

January 10, 2012

white tuesday

1. kar yağıyor.
2. biri devrik ağacı kaldırmış.
3. yamalı işhanından ötesi yoktu bugün.