June 30, 2012

faunalar: tüyler, kulaklar, kuyruklar

bi baktım ki mısır hanım halka açılmış, hemen randevu alıp koştum. evde jet hızıyla sağa sola koşturup parkenin üzerinde uçarken buldum kendisini. ne zamandır yavru kedi ellememiştim, çok iyi geldi yeminle.


bayağı patlak mısır. konuşkan ve cin gibi, bi de üstüne tüylü müylü olacağa benziyor. meeeaaşallah dedim içimden. gene gideceğim en kısa zamanda.

evdeyse durum aşağıdaki gibi. koko hayatından memnun, yakaladığına yapışıyor, romantik anlar yaşanıyor.



June 28, 2012

o kahverengi yün yelek bana çok dokunuyor

nihayet eren efendi'yi anıtkabir'e götürdük. aşağıdaki resmidir. elalemin aile fotoğrafına daldı, çıkaramadık.


kurtuluş savaşı'nı çok bilmiyormuş, öğrenmiş oldu. türk ordusunun mücadelesine inanamadı, ne kadar az silahla neler başardığına falan. atatürk'ün eşyalarına baktık, ben kahverengi yün yeleğini görünce ağladım. sonra kılıçlarına, kitaplarına baktık. kitapların kenarlarına aldığı notlar çok hoşuna gitti çocuğun. cumhuriyet'in ilk yıllarından bi video vardı, arkada da 10. yıl nutku'nun ses kaydını veriyorlardı. gene ağladım.


akabinde nargileciye gidildi, türk kahvesi içildi, biraz önce de yarım ekmek kokoreç yuttu çocuk, şu anda bomonti birası içiyor. sanırım memleketimizi başarıyla tanıtıyoruz.


yarın da anadolu medeniyetleri müzesi'ne gitmeyi planladık, çok hastasıyım hem binasının hem içindekilerin, şimdiden heyecanlandım yemin ederim.

June 27, 2012

tuhaf havalar

günbatımları bi acayip oldu son zamanlarda.


ben ve bakan kaz

ay bunu yazmayı unutmuşum. kuğulu park'ta kaz yavruları var.
kazlar ödümü patlatıyor. fotoğrafta da bana ne kadar gıcık kaptığını görebilirsiniz, biz uzaklaşana kadar gözlerini ayırmadı. annelik (babalık?) içgüdülerinden dolayı beyaz kazı tebrik ediyorum ve beni kara listeye almamış olmasını diliyorum.


June 25, 2012

yaşasın dolu posta kutusu!

kan ter içinde marketten dönerken posta kutusunda bi zarf buldum, içinden bunlar çıktı!


bi dizi atatürk'le beraber seyahat eden balıklı kart benim, tebeşirler koko'ya, müsaade ederse saç da boyayacağım. saçaklı beni pazartesi pazartesi çok mutlu etti, çok teşekkür ederim! kartı panoma astım, hatta zarfın üstündeki sarı çıkartmayı da usulca söküp çekmeceme yapıştırdım.

bu hakikaten sürpriz oldu!

elveda zalim dünya

beni bi şey ısırmış gece uyurken. etrafı morardı, ortası beyaz ve şiş. "offf kesin çok zehirli, neon yeşili-kırmızı çizgili ankara örümceği" diye uydurup herkese gösteriyorum ama büyük ihtimalle mazbut bi ev böceğidir. fücudum sinek-böcek ısırıklarına böyle abartılı tepkiler verir ezelden beri. ya da gerçekten zehirlendim. o zaman hoşçakalın, hepinizi çok sevdim.




June 24, 2012

yihhiiii mim yazdım!

ayh, ilk defa mimlendim, çok heyecanlıyım. saçaklı'nın mimi diyor ki, sizi mutlu eden şeyleri yazınız. hemen ş'aaapıyım:

1. sabah kalkınca içtiğim ilk kahve ve sigara. bi yandan da bloglara falan bakarım, bu sabah anları beni çok mutlu eder.

2. uyuyan bi koko. o gün çocuğu yormayı başardığımız manasına gelir, yakamdan düşmüş olur. isterse bütün koltuğu kaplasın, en güzel koko uyuyan koko.

3. kırlangıçlar. çocukluğumdan beri kırlangıçların geri dönmesi beni çok mutlu etmiştir. çünkü bahar gelir onlarla beraber.

4. bu blog sayesinde birileriyle bağ kurabilmiş olmak beni çok mutlu ediyor. her seferinde heyecanla açıp bakıyorum, neler yazmışlar, yorum bırakan olmuş mu diye.

5. kırtasiye alışverişi. dünyanın en güzel alışverişi yemin ederim, şu yaşımda bile kırtasiye geziyorum, 2 kalem alınca mutlu oluyorum.

6. urfa. hem şanlı hem şansız halleriyle çok mutlu olduğum bi yer. tam olarak nedir bilmiyorum ama ilk ayak bastığım gün bana bi şeyler oldu orda, aklımdan çıkmıyor 11 senedir.

7. deniz kenarları, dereler, nehirler beni mutlu eder. girmesem de çıkmasam da, bakması bile güzel. havası güzel çünkü.

8. kardeşimin aldığı iyi notlar, başına güzel şeyler gelmesi beni çok mutlu ediyor bi de. 9 yaş küçüktür benden, kazık kadar olduğu halde hala gözümün önüne ilkokul 1 halleri geliyor. kardeşimin hayatı benim kişisel sorumluluğumdur, kendisi hayatta ennn kıymet verdiğim şeydir, gereken durumlarda her şey ona göre ayarlanır. o mutluysa ben de mutlu olurum.

harran'da zorla kostüme sokulduğumuz günün belgesini ekliyorum, madde 6 ve 8'i kapsasın diye. kardeşim daha çok beğenilmişti, "aaa oldu valla" diye.



9. ilk defa gittiğim bi evde bi yerlerden kedi çıkarsa çok seviniyorum, piyango gibi. hele bi de sevdiriyorsa hiç utanmam peşinden koşarım, insanların yatak odalarına girerim, gardropların içine kadar takip ederim makas almak için.

10. iyi haberler, güzel hikayeler okumak beni mutlu eder, ağlarım bile bazen. bi başarı hikayesi, küçük iyilikler, herkesin iyiliği için alınan büyük kararlar. aklıselim beni sevindirir, merhametli insanları severim.

böylelikle hayatımın ilk mimini yazmış bulunuyorum, cümleten hayırlı olsun. adet olduğu üzere ben de mimleyeyim: jardzy, kırmızı başlıklı kız, enki. belki yazarlar.

buranın saatiyle dün akşam 8 gibi yola çıkan ergen misafirimiz şu anda frankfurt'ta. washington'dan yola çıkarken bavullarını çek-in'e sokamamış geç kaldığı için. kolunun altında kitabıyla kıtalararası seyahat eden çocuk yakinim olur, anlayış gösteriniz. bu ailede seyahat laneti var, artık eminim.

June 23, 2012

the one who bit the apple first

alan turing'in 100. doğumgünü kutlu olsun, google sayesinde haberim oluyor böyle şeylerden. hikayesini okurken ağlamıştım, 2009'da ingiltere adına gordon brown resmi olarak özür dilerken de ağlamıştım. özür dilemeleri 50 seneyi bulsa da hiç bi şekilde kimseden özür dilemeyen bi ülkenin vatandaşı olarak etkileniyorum bundan. özür dilemek insani bi şeydir, üstelik kolaydır da.

isimleri zaman zaman yan yana geçtiği için bu vesileyle steve jobs'tan hiç hoşlanmadığımı da belirtmek isterim. habire televizyonda belgeseller görüyorum, arkadaşları anlatıyor "paradan hiç hoşlanmazdı, o kadar ki evinde eşya yoktu, canım canım peygamber gibiydi" falan diye. benim gözümde herhangi trilyoner bi patrondan farkı yok, bill gates ne kadar sevimliyse o da o kadar sevimli. ve bu işlerden pek de anlamayan biri olarak mac ürünleri bu kadar pahalı olmasalardı o ürünlere bu kadar talep olmazlardı gibime geliyor. ulaşması ne kadar zorsa o kadar havalı. stay hungry, stay foolish my ass.

apple'ın elması turing'e bi selam mıdır diye konuşulup durur, stephen fry sormuş steve jobs'a, o da şöyle cevap vermiş, "it isn't true, but god, we wish it were." ne kokarım, ne bulaşırım.

dolanırken bi makale buldum, forbes dergisi'nde çıkmış olmasından anlamam gerekirdi aslında. efendim steve jobs hayatı boyunca hiçbi yere para bağışlamamış diye eleştiriliyormuş ama onun yarattığı iş imkanları, o harikulade ürünler falan bağışmış aslında, bunu anlamamız gerekiyormuş. insanların çalışmaları karşılığı aldıkları paranın charity'den sayılması vahşi kapitalizmin sözlük karşılığıdır.

amerika'da şirketler çalışanlarını gizlice sigortalayıp ölmeleri halinde ökküz gibi paralar alıyorlarmış. ne çalışanın ne de geride kalan ailesinin haberi bile olmadan. hem dirisinden hem ölüsünden yağ çıkarmak yani. kanserden ölen adamın karısı hastane masrafları yüzünden evinden olurken adamın çalıştığı şirket havadan para kazanıyor. seversiniz sevmezsiniz, michael moore'un capitalism:a love story filmini izlemeniz lazım.

şimdi gidip evi toplamam lazım, yarın amerika'dan kuzenimin oğlu geliyor. hayatında ilk defa amerika'dan dışarı adım atacak, tek kelime türkçe bilmeyen 3. kuşak mensubu 19 yaşındaki bu çocuk da bizim sınavımız olacak, kültür şokundan ağzı burnu yamulacak diye düşünüyorum. maceralarını bilahare paylaşırım.


June 22, 2012

so maç sakses


bu postcrossing'e girer girmez 5 tane adres istedim. akabinde de elimde hiç doğru dürüst kartpostal olmadığını farkettim. allahtan son gidişimde anadolu medeniyetleri müzesi'nden bi demet almışım. hayvanları mı seviyormuş, hop çatalhöyük'ten hayvanlı duvar resmi, inek kartpostalı mı istemiş, hop hitit boğası diye korkunç bi şekilde çıktım işin içinden. kendimden utanıyordum ki şu yukardaki mesaj geldi.

ama hakkımı vermeniz lazım, çünkü kadın, emziren anne kartpostalı istiyordu, insaf yani. neyse alnımın akıyla bi kartpostalı daha yerine ulaştırmış bulunuyorum.

merak edersiniz diye heykelciği de koyayım aşağıya. gerçekten o müzede en sevdiğim parçalardan biridir. horoztepe'den, mezar hediyesiymiş, erken bronz çağ olduğuna göre, yuvarlak hesap 5000 yıllık falandır. çok güzel, çok.


çaresizce kiler yapmak

mutfağımız küçük olmasının yanında bi de son derece girintili çıkıntılı. dolaplar yetmiyor falan filan. şöyle bi çözüm bulduk. hol, mutfağa giderken minik bi dirsek yapıyor, oraya 3 tane raf çaktık. kiler yaptım o rafları. tezgahların üstü boşaldı, iyi oldu.

bu fotoğrafı mutfaktan çektim, yamukluğunu mazur görünüz. raflar ikea'dan, bi de en sonunda bi iphone dock'u aldım, evin bu tarafına yayın yapabiliyorum artık, o ince kordon onun kordonu.
burda duvarda dev bi poster vardı, poster dediğim aslında berlin müzesi'nden alınma paket kağıdı, üzerinde iştar kapısının aslanları ve ejderhaları var. onu kaldırmak zorunda kaldık, yerine bu küçük çerçeveyi astım idareten. duvarlarda poster asacak yer kalmadı, zor durumdayım.


bu da detay, tenekelerin biri ikea saksısı, horozlu olanı kızılay'da erdoğan düğme'den aldım, 3 tanesi 15 liraydı.


June 20, 2012

güzel siyah çanta

karen millen'mış. hem orta boy oluşunu beğendim hem de o metal detayları.


vuhuuuuu!

ilk kartlarım geldi postcrossing vasıtasıyla!
dün akşam "eee ne zaman gelecek bana kart yaaaa?!!" diye posta kutusunu açtım, bu ikisini buldum. insan çok seviniyormuş yemin ederim. bundan sonrakileri koymam belki, bunları heyecanımı paylaşmak için ekledim.





koko güneşi selamlar bazen


tebeşir&saç

çoooook eskiden, ergenlik yıllarımda bu tebeşirle saç boyama işine sarmıştık. dün j. hatırlattı, kardeşim üzerinde denedik.

saçındaki platin renkli tutamı boyayalım dedik, mavi tebeşirle, netice enteresan bi yeşil oldu.

şurdaki blogda tebeşir pastelle yapıyor kız, oraya da bi göz atabilirsiniz. tebeşiri ıslatıp saçınıza sürmeniz yetiyor.

pinterest'te de çok fotoğraf var. bu yazın çılgınlığı da bu anlaşılan.





çok yeşil

bütün gün "ıspanak çorbası yapalım" deyip duran kardeşim ıspanak sevmez aslında, anaokulundan beri ıspanak deyince kaşı gözü seğiriyor, anlatır belki bi gün.
neyse, biz arçelik'in çok iddialı ama gerçek hayatta bi işe yaramayan 2 ayrı çeşit blendırıyla boğuşarak yaptık çorbayı. bunu aslında hintli bi arkadaşı yapıyormuş, bizimkinin tadı pek aynı olmamış. beniyse çorbanın yeşilliği çok örseledi.


salata talebimi de geri çevirmeyen kardeşim, önüme şunu koydu:


"NE BİÇİM SALATA BU BE?" dedim, "pansiyon salatası ehehe" dedi. bu durumu daha derin irdelemek için üzerimizdeki tatil lanetini okumanız lazım.

kardeşimin başıma sardığı dukan-atkins melezi diyet kapsamında bugün bunları yedim:
kahvaltı: süzme yoğurt içinde yulaf ve doğranmış 1 küçük şeftali (bunlar diyette yok aslında, benim norrmel kahvaltım, cebren ve hileyle kahvaltımı korudum.)
öğlen: 2 yumurtadan omlet, domates, zeytin.
akşam: yeşil çorba ve kuru pansiyon salatası.

diyet sürekli proteine yüklenmenizi bekliyor, ben de et yemeyi pek sevmiyor, geriye de yiyecek bi şey kalmıyor. açım yani özetle.

June 19, 2012

kara tahta boyası

arıyordum, bulup aldım şurdan. nihayet geçenlerde boyadık koko'nun (ki çok çirkin bi köpektir) mama alanını. tebeşir de aldım. mısır marka.


hemen deneme yaptım.


şimdi ilk iş çok eskiyen şu paspasın yerine bi şey almak. bi de kardeşimin gelişi ve ustaların istilasıyla aksayan bi jardzanyan projesi var, bitirince koyacağım onu da.

zaten açım

kardeşim Z. memlekete döndü. korkunç bi diyet yapıyor, bizi de sürükledi, 3 gündür karbonhidratlı hiçbi şey yemedim, zor durumdayım.

neyse, kardeşim sabahları koko'yu yürüyüşe çıkarıyor cinnah yukarı. bu sabah çalıştığı laboratuvarın önünde sigara içmeye çıkmış bi kızdan laf yemişler. "ay çoaak çirrkieeen!" demiş kız koko'ya. yani öyle "çikin şey" diye sevmemiş, fikrini belirtmiş. çok çirkin bi köpek olduğunu vurgulamış koko'nun. normalde böyle şeyleri kaale almıyorum köpek gezdirirken zira evet siyah ve büyük bi hayvan ve pofuduk da değil, kıç kasları falan var. ama bunu çok tuhaf buldum, durup dururken önünden geçen hayvanın sahibine böyle bi şey söylemek, tuhaf hakikaten. iyi ki ben yanlarında değildim.

umarım "kim milyoner olmak ister"e katılıp ilk soruda rezil olursun. umarım "bugün ne giysem"e çıkarsın ve jüri gülmesini tutmaya çalışıp tutamaz.

ilkokul 3 seviyesindeki fotoşop yeteneklerimizi birleştirip şu aşağıdakini hazırladık sana. hazır girişmişken kendime de kardashian makyajı yaptım.


June 18, 2012

the haunted man

ekim'de yeni albümü çıkacakmış bat for lashes'ın, o arada facebook'a bi takım fotoğraflar koyuyor. bu aşağıdaki gibi. san'atlı. (a'ları ince okuyunuz.)
meraklandım.

mr. usta strikes back!

ustalar cumartesi geleceğiz deyip gelmediler, bugün kaldığı yerden devam ediyor işler. çay demliyorum, pet şişelerini veriyorlar buzluğa koyuyorum. öğle yemeği yediler demin, ekmek-peynir-domates-salam. ve bu tip yemeklerin olmazsa olmazı 2 litrelik kola. havanın 3500 derece olmasını da ekleyince bayağı kazıda gibiyim. doprak eksik sadece.

biraz önce boş pet şişelerle berber bana şu aşağıdakini de verdiler, sürahiye koyayım diye. hala gülüyorum.



June 15, 2012

hello africa

tell me how you doing! yani diyorum ki, merhaba arkadaşlar, hepinizin işlerini kontrol edeceğim. (dünden bugüne sarkan bu kötü esprinin kaynağı ve şahsımın bi takım haykırışları için jardzy'nin şu yazısına bakabilirsiniz.)

aylardır sürünen teras tadilatı bugün başladı, apartmanda kimse memnun değil. birileri sözleşme imzalamış, bizim ruhumuz duymadı, kimse de bize sormadı zaten. teras da çatı ve bahçe gibi apartmanın ortak alanıdır ey ahali ve fekat ben tadilatın başlayacağını dün akşamüstü duymamalıydım, bi toplantı yapılmalıydı.

herrrrrneyse. usta, köpekten korktuğu için koko'yu salona kapatıyoruz, ağlayıp duruyor. usta değil, koko çok ağlıyor. belki usta da gözyaşlarını içine akıtıyordur, bilemiyorum. sizinle sanatsal çalışmalarımı paylaşmak istedim.

bunun adı "çekilecek çilem varmış/i'm not doing alright".


bu ise "yerde yatmanın meleksi hüznü/2 toynak".


bunun adını da "pass me that simit you cold-hearted biç  nice person" koydum.


çok sıkılıyorum.
usta efendi, terasımdaki çiçekleri çok dağınık bulduğunu beyan etti.
hava 40bin derece. 
dışarda çalışmak zorunda olan herkese allah sabır versin, kargo dağıtıcılarına ve suculara çok saygı duyuyorum. 2 senedir eve su getiren adam nihayet bugün gülümsedi giderken, kendisini daha önce yazmıştım, sabrın sonu selametmiş gerçekten.

June 14, 2012

i don't like watercolour but watercolour likes me

marilyn manson'ın suluboya resimlerini kim bilir kaç sene önce televizyonda görmüştüm, sergi açılışını haber yapmışlardı. kan, tükürük ve kedi yavrusu püresi falan yerine sulu boyayla resim yapıyor olmasını çok sevimli bulmuştum. aşağıya koyuyorum bi kaç tane.

ilk resim, kedisi lily white. ikincisi vincent gallo, sonuncu da ara sıra dövdüğü? bi arkadaşıymış.




June 13, 2012

moonrise kingdom

dün deniz'le sinemaya gittik. küçük şeylere kıymet verebilen, iyi kalpli bi arkadaşımdır deniz.
kızılay'daki kızılırmak sineması'na gittik, iyi ki de oraya gitmişiz, eski usül sinema nasıl bi şeydi unutmuşum ben. mısır alırken sohbet ettik, adam bi yandan kibar kibar dolmasını yiyiyordu. salona girerken "klimayı açalım mı biraz daha? iyi mi içersi?" diye sordular. bi sırtımıza yastık koyup kafamızı sevmedikleri kaldı.

batmaz umarım kızılırmak sineması, daha sık gitmek lazım.

moonrise kingdom'ı seyrettik. gelsin diye bekliyordum, deniz dürtmese kaçıracakmışım filmi, çok beğendim. küçük bi aşk hikayesi; örrtmeniyle kavga ettiği için karga rolüne layık görülen kızla neden sevilmediğini anlamayan öksüz yetim ve nalet bi oğlan. aklımda deniz kıyısındaki bi donlu dans sahnesi, havada uçan bi ayakkabı teki ve içinden tekir çıkan bi adet kedi sepetiyle kalacak sanırım. bill murray'inden tilda swinton'ınına herkes çok iyiydi. bruce willis'i gördüğüme bile çok sevindim!

fragmanını daha önce koymuştum ama olsun.

koko fenalık geçirir bazen

vantilatör nerde, koko orda. normalde yere yatmaya tenezzül etmeyen köpeğimiz, uygun açılar yakalayıp kendini ordan oraya atmakta. 


June 11, 2012

masamı topladım

valla topladım. inanamayan vardır diye fotoğrafını ekliyorum. keşke bugün tarihli gazete falan da tutsaydım kenardan.
o küçük çerçeveleri de asarsam ne güzel olacak.



ayem tayteniyıım

sabah kalktığımda kafamda bu çalıyordu, hiç direnmedim, dinliyorum arka arkaya. ara ara david guetta dinliyor olmaktan hiiiiç utanmıyorum. yaz da geldi, hayat hafiflesin artık bi miktar. hafiflemeyecekse de yavaşlasın. budur temennim.


sia'ya çok bayılıyorum, ayrıca six feet under'ın son bölümünde salya sümük ağlamayan da bizden değildir. bu kış iyi çalışmış kız yalnız, aşağıda da flo rida'yla görüyorsunuz. aslında görmüyorsunuz, başka kızlar ağızlarını oynatıyor. 


burayı gündüz diskosuna çevirip gidiyorum, kartpostal almam lazım. hava 1500 dereceyken çıkayım da günümü göreyim diye düşündüm.

June 10, 2012

morlu kek

allahım ne biçim renk bu?
kapkeykler ve mafinler arasında savaş çıksa mafinleri tutarım ama bu aşağıdakiler çok güzelmiş. o kremayı ağzıma yüzüme sürerim, içinde yuvarlanırım.

nikah şekeri

dün gece yarısına doğru bi arkadaşım geldi, külkedisi gibi. valla dalga geçmiyorum, düğünden geliyormuş, uçuşan elbisesi, saçları falan, içeri girer girmez topuklularını fırlattı. oturduk külkedisiyle, düğünü anlattı, çok sosyetikmiş diye ki kendi nişanı-düğünü de az ihtişamlı değildi. o yüzden kahve yapıp merakla dinledim.

sinevizyon gösterilerinde yeni bi boyut açılmış, gelinle damat ilk tanıştıkları günü canlandırmışlar kamera karşısında, böyle bi kısa film gösterilmiş yani davetlilere. sabah kalkılır, terlik giyilir, bi kahve içip spora gidilir, sonra akşam bi kafede karşılaşılır, ci-ciuuv ci-ciuuuvvv havai fişekler, kelebekler falan. bengü çıkmış la düğünde sahneye.

neyse bunlardan değil, asıl nikah şekerinden bahsedeceğim. siyah kadife kutunun içinde dağıtılan nesnenin ne olduğunu anlamayan arkadaşım önce broş, sonra bilezik sanmış. masadakilerin yardımıyla işlevi anlaşılmış nikah şekerinin. şık bi çanta asma aparatı. şöyle ki;


böyle kendi içine katlanan bi çengeli var, efendim şık bi davette misiniz, çantanız elinizde mi kaldı? çat çıkarıyorsunuz, masanın kenarına tutturup çantanızı asıveriyorsunuz. bunu bi saat bileğine sokmaya çalışan arkadaşımın sinirleri bozulmuş biraz. ben kutudan çıkarmaya bile muvaffak olamazdım diye düşünüyorum. "aaa ne güzel kutuda parlak taş dağıttılar!" diye çantama atardım ahahhahah!

evet, nikah şekerine son trendden de artık haberiniz olduğuna göre ben gidiyorum, sizi bengü'yle başbaşa bırakıyorum. aşşşkıııım bence sen bile şaaaştıın.



p.s. kız düğünden dönerken trafik kazası geçirmiş yahu. ay çok korkunç.

June 9, 2012

en ğğğüzel yanlışlığım

telefon çaldı, arkadan çocuk sesi falan geliyordu, yanlış numaraymış. iyi akşamlar dedim, kapattım. beş dakika sonra şöyle bi sms geldi.


annem bile kelimelerin arasına boşluk bırakmayı öğrendi, yazıklar olsun ahhahahaha! 

esas bikaç gün önce markette kasa kuyruğunda küçük bi flört yaşadım. annesi eşyaları torbalarken oğlan önce bi güldü müldü bana, hafif boyun bükmeler falan. sonra da market kartı ekranına adını yazdı, okuduğuma emin olup sildi hemen. ömer'in adını böylece öğrenmiş oldum. o annesinin peşinden süzüle süzüle giderken ben de arkamdaki çifte kafa mı atsam diye düşündüm. ömer down sendromluydu, arkamdaki çift ise ağlamaklı seslerle "ayyyy canııım, ay bak bak gülüyoo, ayy yazık yaaa" diye ilgi gösterdi ömer'e. ben sokak kedilerini sevmiyorum bu şekilde. yarabbi. 



June 8, 2012

things fall apart

şöyle bi baktım da çok dinlediğim grupların vokalistlerine, gitaristlerine falan. genelde en az bi yakışıklı eleman mevcut. sığ biri olduğumu daha önce defalarca beyan etmiştim, o yüzden uzatmayacağım.

sanırım bi tek built to spill var kaşına gözüne bakmadan dinlediğim. çok güzel şarkıdır bu aşağıdaki.

we've all seen enough, now it's time to decide
the meekness of love or the power of pride
it doesn't matter if you're good or smart
goddamn, things fall apart

şunları aldım en son

iki parça isabel marant beğendim. kadının adını da beğeniyorum, sanki tek başına fransız devrimi'ni başlatmış gibi.
bunları tahmin edersiniz ki almadım ama olsa giyerim.





Source: lagarconne.com via Emma on Pinterest


sonra mango indirimine daldım, şunları aldım. hani pastel, nerde neon diye soracak olursanız eğer, aldım bi tane neonlu atlet. ama normalde böyle parizyen taklidi yapan hintli gibi giyiniyorum ben.



bilekliği çok beğendim. hemen arkasında ise conan'ın yeğeninin çalışma masama kazıdığı hediyeyi görmektesiniz. masam, hayatımda para verip aldığım ilk büyük parça olduğu için biraz kıymetliydi, bu haline de alıştım. 10 yaşında çocuğa keçeli kalem verip başıboş bırakmamak lazım sanırım.

güzel avlu

burda güneşlenip enine çizgili bronlaşmak istiyorum.


June 7, 2012

bu blog thy çalışanlarına destek verir

şöyle bi dönüp baktım da yazdıklarıma, uçakla seyahat konusunda tek kelime pozitif bi şey yazmamışım. ki her başıma geleni de yazmıyorum.

kocamın hostes eski sevgilisi var, onun da dibi gelmiş sarı saçlarından tut da mavi lenslerine, hatta adem elmasına falan çok gıcık kapıyorum.

ama grev bi haktır. grev hakkınız yoksa işveren karşısında gücünüz yoktur. armut gibi kapının önüne koyulursunuz, itiraz edemezsiniz. işsiz kalmak çok korkunç bi şey.

ben bu paranın üzerine kuluçkalanmış patronlardan çok bıktım. bu mesele çalışanların lehine sonuçlanmazsa thy bileti almayacağım.


dekarasyon mekarasyon

bi eames koltuğuna sahip olacağım günler hiç de yakın görünmüyor. o günler gelse bile 6bin euro verirken ellerim titrer diye tahmin ediyorum ahhaha!

neyse zaten herrrrrkesin evinde var diyerek bu konuyu kapatayım. isterdim ki annemle babam zamanında bi yerlerden düşürmüş olsun, ben gidip onlardan duygu sömürüsü yoluyla temin edeyim eames koltuğu. evimi bu şekilde dekore ediyorum çünkü ben son 2 yıldır.

bi de tabi ikea var.
ejderha dövmeli kız serisinin son kitabına başladım, bütün soyadları, bütün şehir isimleri ikea'da süzgeç, ne bileyim saksı falan olabilirmiş gibi geliyor. bu şekilde kitap okuyarak nereye varacağım bilmiyorum.

2x3 metre ebatlarında ince bi halı ya da kilime ihtiyacımız var. çok acil. şu güllü karabağlarda çok gözüm var.

annemden kaldırdığım son ganimet en yakın arkadaşının düğün hediyesi kilim oldu. sanırım bi kalbim yok benim. yatakodasına serdim çok güzel oldu, sonra AHAHAHAHAHA diye kahkaha attım.

neyse, esas şu altaki fotoğrafı koyacaktım, dağıldı konu.

çarlzz ve rey. şurdan aldım.

p.s. dekarasyon'u komiklik olsun diye yazdım lan!

beyaz pantolon için çok yanlış bi gün

evden tralala laaa yaşasın güneeş, kuş sesleriii diye çıktım, dolmuştan inip ofise yürüyene kadar kaşımdan sular damlıyordu şıpır şıpır. sonra durdu yağmur, bu sefer de ter içinde eve döndüm.
sonra conan "koko'da bi tuhaflık var" dedi. kamburunu çıkarmış duran köpeğimizi arabaya atıp veterinere gittik. veterinerin eline eldiveni geçirip koko'nun kıçına doğru hamle yaptığını gördüğüm anda usulca tüymek için hareketlendim ve fekat zamanında terkedemedim odayı. şunları duydum; "ANÜS! BEZE! YARA! TIKANIKLIK!"
koko'cuk muayene masasında ağlamaklı oturur, ben bekleme salonunda ileri geri sallanıp öğürmemi bastırmaya çalışırken conan bi takım merhemleri nasıl tatbik edeceğimizi öğrendi. kimse kimseye bu şekilde bi şey tatbik etmemeli bence, köpeğimizle ilişkimiz sonsuza kadar mahvoldu.
beyaz pantolon giydiğime lanet ettiğim bi gün oldu netice itibariyle. allah hiçbi beyaz pantolonluyu aniden bastıran yağmurla ve veterinerin kapısında tasmasından kurtulan, ağızdan laksatif almış enerjik köpekle sınamasın!

koko suyu çok sever, verba volant geçenlerde dedi ki, "bebek küveti alın, girsin içine çocuk, serinlesin". girebilmiyor. sığabilmiyor. hadi çoğcum, sok ayağını yavrım dedikçe yan yan bakıp küvetteki suyu içiyor.