July 31, 2012

beşyüz

yaz ayları, tam da hayalini kurduğum gibi ağır ağır geçiyor. olimpiyatlı yazları daha da çok seviyorum, bu akşam erkekler cimnastik, erkekli-kızlı yüzme, biraz da halter seyrettim. cimnastikte japonların yaptığı arsızlıktan bahsetmek isteyen var mı?

dün gece yatmaya giderken koko'yu terasta yüzüstü yere yapışmış uyurken gördüm. kıyıya vurmuş bi balina gibiydi. yere kıçını bile koymaya tenezzül etmeyen köpeğimizin 40küsür derecelerle imtihanı böyle olacakmış demek ki.

bu yazıyı bitirip yolladığımda bunu 500. kez yapmış olacağım. bu kadar düzenli yazacağım hiç aklıma gelmezdi, güzel insanlar bulacağımı ise söyleseler inanmazdım.

bu karışık kaseti buldum 8tracks.com'da, beğendim. bence de daha iyi şeyler bekliyor bizi.



July 28, 2012

olimpik

stadyumdaki meşale, olimpiyatların açılış gecesinin en güzel şeyiydi bence. her ülkeyi temsil eden "bakır taç yaprakları" birleşip bu büyük ateşi oluşturdu. çok beğendim.


onun dışında kraliçe elizabeth'in ingiliz takımı geçerken tırnaklarına bakıp çok sıkılması aklımda kaldı. insanın bi ruhu olmaması lazım bunu yapmak için. ya da koca bi milletin hayatınız boyunca çalışmadığınız halde size para ödemesi ve saraylarda oturmanız ve milli marşın size yazılmış olması falan lazım. bilemiyorum.


danny boyle'un hazırladığı açılış töreni gerçekten çok sıkıcıydı ki ben duygulu biriyim, olimpiyat seyrederken ağlarım. belki kraliçe de bu yüzden fenalık geçirmiştir. bunu da bilemiyorum.

müzikli kısımları güzeldi, ve fekat o kadar şarkı içinde suede, pulp ve the smiths'ten tek bi nağme çalınmamış olması beni gücendirdi ne yalan söyleyeyim. finalde paul mccartney'nin unesco kültür mirası listesinden törene dahil olduğunu tahmin ediyorum. hiç bi zaman çok sevemedim ben the beatles'ı. belki bi şarkı. belki iki.

ben olsam "hey jude" yerine bunu çalardım; ingiltere, çayırları ve kraliçesi ve sanayi devrimi dışında işçi sınıfıyla da meşhurdur. işçi sınıfı da sınıfların en önemlisidir gözümde, keza meşale stadyuma stadyumun inşasında çalışmış 500 işçi-mühendis falan arasından geçerek girdi.

şurdan buyrun, bütün gün eşek gibi çalışıp akşam eve sevdiğine dönmekten mutlu olan herkes için gelsin.

July 27, 2012

pulla postaneyle aklımı kaybettim

inanamayacaksınız ama bu pulları postaneden aldım!

elektrikler kesikti (çok teşekkür ederim enerjiSA, sayenizde haftada 2-3 kere düzenli olarak elektriğimiz kesilir oldu), ben de öğle tatilinde açık nasıl olsa diye düşünüp postaneye gittim. ve BAŞARDIM. (burda yanaklarımdan gururlu göz yaşları süzülüyor, tek yumruğum havada, öyle düşünün.)

çiçekli olanlar 10 kuruşluk, çünkü elimde internetten alınmış bi yığın pul var, 80 kuruşluk pullar mesela. kendimi boşluğa bakarken ve kafamda pulları yanyana getirip 1 liraya tamamlarken bulmaya başladım. neyse bu kabus bi süreliğine bitti sanırım.

bayram tebriklerini de yazıyorum bi yandan, 3 tane yolladım bile bugün.

postcrossing'le rusya ve beyaz rusya'ya yolladığım ve 50 gündür ulaşmayan iki kartın sahiplerine de mesaj attım. birinden cevap geldi, biraz daha bekleyip gelmezse bile register edecekmiş, "üzülme, bizim posta sistemi çok kötü" yazmış.

verba volant'a 2011 nisan ayında yazmaya başladığım mektupları buldum. daha önceki rekorum 6 ay süründürmekti, bu sefer ben bile şaşırdım. onları bitirip yollayacağım. evethh.


July 26, 2012

July 25, 2012

fena kabus

gene bi "evde yabancı birileri var" rüyası gördüm. bu sefer terasın bi köşesinde zeki demirkubuz saklanmış, gizlice bana bakıyordu. yeşil parkasıyla falan.

şu anda zeki demirkubuz'un evimi basmasına gülüyor olsam da gece kalp sektesiyle uyandım. ne işi var kabusumda onu da anlamış değilim, takip ettiğim bi yönetmen de değildir.

dün pronet güvenlik broşürü dağıtmaya geldi biri, pronetin alarmları ve benim her zamanki kabuslarım bi araya gelip zeki demirkubuz olarak eve girdi sanırım ahahhaha!

ayh, çok fena.

July 24, 2012

faith in humanity

insanlığa inancınızı yerine getirecek 21 fotoğraf. şurda gördüm, bi kısmı zaten dolanıyordu internette ama hoşuma gitti. (hepsi kedili değil!)


elbise

çok güzelmiş. sade gelinlik de olur. valentino sanırım ama çok da emin değilim.



July 23, 2012

ouuvv!

diyorlar ki givenchy sonbahar 2012 kolleksiyonunda biraz esinlenmiş.
fotoğrafların tamamı şurda.





müsait bi yerde

adrian, 12 yıldır londra'da taksicilik yapıyormuş. arabasına turist binince cockney aksanını daha da abartıyormuş, turistler mutlu olsun diye.


şurda gördüm londra'nın taksicilerini. oralarda bindiğim taksilerde hep çok güzel müzik çalıyordu. benim de içimden şunu dinlemek geldi.

July 22, 2012

cüneyithh

eren efendi bu gece dönüyor. çok alıştım evde dolanmasına, kardeşim de gitti, tuhaf olacak. 
baktım ki hep annesine küçük hediyeler almışız, dün kendimi sokağa attım, hem eren'e hem de babasına bi şeyler alayım diye. verba volant'ın aldığı istanbul tişörtleri çok güzeldi, onlardan alırım diye mavi jeans'e gittim. kızılay'daki dükkanları yıkılmış, çok alışveriş yaptığım bi yer değil, farkına bile varmamışım.

neyse o arada koton'a girdim ve cüneyt arkın tişörtlerini buldum. indirime girmişlerdi bi de, tanesi 13 liraya falan geldi. çizgi roman delisi, 1960'ları 1970'leri seven ve türk kültürünü tanıyacağım diye kendini paralayan eren efendi'ye çok isabetli bi hediye oldu. ayrıca ben seviyorum cüneyt arkın'ı. 


çok yakışıklı, alain delon'dan hiç bi eksiği yok.




July 20, 2012

haydi hayırlısı

40. takipçiye hediye vermeye kalktım, sarı kafalı arkadaşım takipçi olmaya karar verip hediyeyi kaptı. veremedim de hala. şu anda tam olarak hangi ilin sınırları içinde olduğunu bilmiyorum zira.

50'ye iki kişi kalmış, hiç tahmin etmiyordum bugünleri göreceğimi.
o yüzden bi kere daha deniyorum:

50. takipçiye hediye var koşun!

dell yetkili servis, sen bu kampanyaya dahil değilsin, ehhehhee.

bayram kartı

leylak dalı bugün bi öneri yazdı, ben hemen atladım. bayram kartı etkinliği! 

kartın bayramlı olmasına gerek yok, pullu olsa daha iyi olur gibi bi noktaya gelindi en son. eğer tanıdık tanımadık blog yazarlarına kart atmak istiyorsanız, yukardaki linkten leylak dalı'nın yazısına gidebilir, kurallara göz atabilir ve katılmak istediğinize dair yorum bırakabilirsiniz. 

yarın gidip biraz da çıkartma falan alayım en iyisi. 
çok heyecanlandım.


July 19, 2012

yerler, duvarlar

bunu kendim için çektim istanbul'da. kedi gibi yuvarlanasım geldi yatıp.


çinileri de jardzy için çektim. biraz yamuk olmuşlar, doğru dürüst ortalayamamışım.





July 18, 2012

kartpostal ve pullar

bu kartpostal yollama meselesine iyice kaptırdım kendimi, gördüğüm her yerden kartpostal alıyorum. her türlü şalanja hazırım. bu aşağıda gösterdiğim kadar birikti evde. şimdi de internetten biraz hayvanlı kartpostal sipariş edeceğim. baktım insanların profillerine, türkler hem "ay kedili olsun, yok masallı olsun, tavşanlı olsun" diye taleplerini sıralıyorlar hem de herkese basıyorlar sultanahmet kartlarını. farkındayım türkiye biraz zayıf kartpostal çeşitleri açısından ama internet diye bi şey var, eski kitapçılar var, kırtasiyelerin tozlu rafları var. kimse zorlamıyor sizi kartpostal ağına katılın diye, biraz özenseniz keşke. ya da razı olun yani gelecek kartpostala, ben seviyorum şehir manzaraları hem.


pul alayım dedim, postaneden bi türlü başaramadım almayı. sürekli "ay yarın sabah gelin, ay çok meşgulüz şimdi, sonra gelin" dediler. ben de ptt'nin filateli hizmetlerinin internet sayfasına girdim, ordan sipariş verdim. biraz uzun sürdü gelmesi ama allahaşkına zarfın ciddiyetine bi bakın.



bunlar da aldığım pulların bi kısmı. en çok deniz fenerliyi, sonra da trenliyi beğendim. sanırım internetten alacağım bundan sonra pulları.


ıhlamur postası

verba volant, ev sahipliği konusunda yarışmaya katılsa tozunu attırır ortalığın. işe gitmeden kahvaltı hazırlar bırakır, başucuna havlu-lif-lavantalı sabun bırakır, dışarı çıkacaksa şarap ve kadeh bırakır. gezi planı emailler, otobüs numaralarını, müze bilet fiyatlarını falan yazar. kardeşime zorla harçlık vermişliği var. bunlara alışmıştım, yalnız bu sefer bi de arkamızdan koli yollayarak çıtayı iyice yükseltti.

bahçeden ıhlamur, kurabiye damgası, köpekli magnet, kedili çakmak ve 40 yıl düşünsem almak aklıma gelmeyecek istanbul tişörtü. şaşkınlıktan kargocuya "ee ama ben daha dün yanındaydım?" falan dedim. "evet" diye cevap verdi adam.

burdan da teşekkür edeyim, kendisine bu akşam başlayacak bodrum tatilinde muvaffakiyetler diliyorum. bizim için de bi combalak at!

topkapı

topkapı sarayı çok güzelmiş. dolaşırken hayal ettim, keşke tek başıma gezebilsem, yürürken ayak seslerimi duyabilsem, ne kadar etkileyici bi tur olurdu o.
onun yerine saray broşürünü 19 liraya sattıkları için gişedekilere, bütün uyarılara rağmen fotoğraf çektikleri için arap ve asyalı turistlere çemkirdim. böyle biriyim, n'aapayım.
bi de çok güzel bi harem sergisi vardı, haremde kullanılan eşyalar, kaftanlar, resimler, mücevherler. çok beğendim o küçük sergiyi.
caddebostan'a attık kendimizi, manoburger'de aklını kaçırmış barbarlar gibi yemek yerken "saraydan bi parça seçmemize izin verilse ne seçerdik" oynadık.







July 17, 2012

falan filan

dün döndük istanbul'dan, gerizekalı gibiyim.
eren'i gezdireceğiz diye hayatımda ilk defa topkapı sarayı'na girdim, bi de istiklal'de tramvaya bindim. çok hoşuma gitti.



kardeşimin makinasında bütün fotoğraflar, kabloyu bulamıyorum. onları sonra koyarım. ama ziyadesiyle güzel bi ziyaret oldu. benim burdan kalkıp bi konsere gitmem komünal çabalar gerektiriyor, daha önce yazmıştım. verba volant'ın evini hostele çevirdik gene, koko'ya kocamın abisi baktı 2 gün, ama pulp dinledim ya canlı canlı, artık gözüm açık gitmem.

okumuşsunuzdur, efes one love festivali'nde alkol satışı yasaktı. 33 yaşında evli barklı biri olarak bira içip içmeyeceğime başkalarının karar vermesi beni çok sinirlendiriyor. son dakika alınmış 4 adet kombine festival bileti sahibi biri olarak bu yasağı kapıdan girerken öğrenmem de çok güzel oldu. n'ooldu peki, dışarı çıkıp eyüp halkının kıymetli kaldırımlarında bira içtik, daha mı iyi oldu? daha mı az rahatsız oldular? ben de bi çok şeyden rahatsızım, o ne olacak? ben de halkım, sıradan biriyim, öbür %50'yim anlaşılan, ben ne olacağım?

kapalı toplumlar sağlıklı toplumlar değildir, bunu mu yazmam gerekiyor? kapalı toplumlarda öncelikle kadınlar paspas olur, sonra resim-müzik-yazı yokolur, canımın sıkılması normal değil mi?

şaka mı bu?

bi yunus görmek ister misiniz?










July 12, 2012

Otobusten sesleniyorum

Yolda ne verseler yerim.
Turk filmi de buldum, ismin ne dedin soyleyiverdim, ferideeee ferideeee!
Haydi hayirli yolculuk.

July 11, 2012

dobi'nin diyeceği varmış

buraların bozayısı dobi, kırmızı başlıklı kız'a el sallayacakmış, salladı. şarkısını da bugünün şarkısı ilan etti, dinliyoruz döne döne.

hepiniz farkındasınız biliyorum ama bi kere daha haykırmak istiyorum: ÇOK SICAK!

bi takım faturalara otomatik ödeme talimatı verdim, gerizekalı olduğum için doğru dürüst kullanmadığım bi hesaba bağlılar. her seferinde gidip para yatırıyorum o hesaba, çok otomatik ödeniyor yani faturalar, bildiğiniz gibi değil.
eve yakın bankamatiği de kaldırmışlar, inleyerek yürüdüm sokaklarda. ayh allahım.

su içip duvara bakıyorum, başka da ne yapabilirim bilmiyorum. beynim yandı.

July 10, 2012

kendimi odama kilitledim, ileri geri sallanıyorum

vıcık vıcık.

koko havalanır bazen



ayh.

bugün bunlar oldu:

1. sabahtan deniz'in annesinin stüdyo dersine iştirak ettim. konteynırdan kazı evi tasarlayacakmış çocuklar, şöyle olur kazı evi, böyle olur kazı hayatı diye anlattım. duş sırası, çamaşır sırası, çamaşır asma sırası falan derken biri saf saf "neden çamaşır kurutma makinası yok kazı evlerinde?" diye sordu. hayatında hiç 50 derece sıcakta ipe çamaşır asmamış bu kız çocuğunu bağrıma basmak istiyorum, çok küçükler daha be, yazık.

2. deniz'in annesi beni besleyip öyle yolladı. alman pastası, türk kahvesi falan diyorum. böyle olacaksa hep giderim ben stüdyoya.

3. kendi okuluma uğrayıp sarı kafalı arkadaşımın lisans-yüksek lisans-doktora tezlerini 4er kopya bassınlar diye fotokopiciye bıraktım. türkiye'de hayat, kağıt yığınları içinde ilerliyor çünkü.

4. kocam the barbarian'ın talimatıyla gidip bi de pafta bastırdım, elime fiş tutuşturup kasaya yolladılar. 18 metre çıktı almışım, sinirlerim bozuldu kasanın önünde. 18 metre çıktı almak.

5. eren efendi'nin eski kız arkadaşına kart attım. annemin gençliğine o kadar benziyor ki annemin 70lerde çekilmiş bi vesikalığını facebook profil fotoğrafı yaptı ve yutturdu arkadaşlarına. adı sırpça "vişne" manasına gelen yeni kartpostal arkadaşımla çok ilgileniyorum.

6. bim'e gittim, kapı duvar. bi süre "eee şimdi naapıcam??" diye durdum boş dükkanın önünde. şok markete gidip 24lü tuvalet kağıdı alıp eve döndüm.

kendime gelmeye çalışıyorum.
geçen seneki datça kazılarından bi kareyle satırlarıma son veriyorum, kendimi böyle betonlara atasım var.



July 9, 2012

dün gece bi baktım

biri nevresim, öbürü pijamam. sonra da merak ediyorum, neden kabuslar basıyor diye. bu kadar çizgiden hayırlı bi şey çıkmaz. zebraları tenzih ederim.


July 8, 2012

July 7, 2012

kuşlar

ne güzelmiş. egene koo koreli'ymiş.





vesbey

wes anderson'lı american express reklamı.



wes anderson'ın çektiği en iyi 10 reklam listesi yapmışlar, şurdan bakabilirsiniz.

hobbit

piiiuuuu peter bey diyor ki çekimler bitmiş, montaj başlayacakmış. haydi hayırlısıylan inşallah.



pol sana çok gıcığım


interpol'ün paul banks'i 5 şarkılık EP çıkarmış, benim haberim yok. radyo dinlemenin güzel taraflarından biri bu, haberim oluyor. sinatra şarkısını çok güzel cover'lamış, aşağıya koyuverdim.


helena'yla da hala ayrılmamışlar, bu havuzlu fotoğraflara çok gıcık kaptım. evrendeki mutluluğu vakumlamaya devam edin siz, biz faniler evde oturur çay falan içeriz, n'oolcak.

Paul Banks


uzatırsan tutarım

esteban diacono, ara ara kaybedip tekrar bulduğum fotoğrafçı.
sanırım en çok bunu seviyorum.

Fairies