August 3, 2016

Çiş


Tahlil kabına çiş doldurmaya muvaffak oldum a dostlar. Umarım gören olmamıştır, Mara ufak tefek bir köpenk olduğu için manzara bir hayli tuhaftı. Ufak dediğim bugüne bugün 16,5 kiloluk bir kütle aslında ama tabii nerede benim evcil tankerleeer, nerede bu yere yakın güdük.

Birazdan veterinere götüreceğim çişi, umarım iyi çıkar sonuçlar. Sokaktan evlat edinince sürpriz paket almış gibi oluyor insan, idrar yolları iltihabı gene neyse, bu çocuğun yaşı çeşitli veterinerler arasında geze geze 7-8'den 3-4'e indi. Sokaktan toplanıp götürüldüğü veteriner neredeyse kısırlaştırıyordu, durduk yere kanser testi yapmasına gıcık kapıp çıkardık oradan. Bir sonraki veteriner "Kısır bu köpek" dedi mesela. Maceralar, maceralar.

Fotoğrafa bakınca sanki dertli dertli yatıyormuş gibi görünüyor, değil. Fotoğraf eski, çocuk kendiliğinden boksuratlı.

Hava kapandı, gök gürlüyor, yaz yağmurundan güzel şey yok bence. Neyse evet, bu çok mühim son dakika haberini de verdiğime göre gidiyorum ben; dünya dönüyor, köpekler işiyor.

August 2, 2016

Ayh.

Yazmaya yazmaya her şeyler bayatladı, ne yalan söyleyeyim burayı da yabancıladım şimdi. Şu John Travolta gifi gibi oldum. Halbuki benim de fikirlerim filan vardı, çok üşeniyorum şu anda. Bu yazıyı da günlerdir mıncırıyorum, sonra kaydedip kaçıyorum; envai çeşit şey sildim, başka şeyler ekledim. Bir yerlere varabilmiş değilim. Aslında "umutlu olalım" temalı bir yazıydı, sonra üstünden çok sular aktı. Neyse, ben jetler hiç olmamış gibi yazayım bari.

Günlerimin büyük kısmını kös kös oturarak geçiriyorum, gene öyle otururken şu aşağıdaki fotoğraf geldi emaille.


"Örtmenim Norveç'ten selamlar!" diye yazmışlar. Sırt çantalarıyla yollardalar, otostop çekmişler buraya ulaşmak için filan, maceralar içinde geziyor benim sınıftan iki kız çocuğu. İçim ferahladı onlar zıplarken, ne varsa gezen çocuklarda var. Belki onlar gezdikçe dünya da düzelir. Önümüzdeki dönem derslerine girersem Kuzey Avrupalı ödev vereyim bu kızlara diye de düşündüm çünkü öğretmenlik bunu gerektirir.

Gene sevdiğim kızlardan biri de mesaj atıp annesinin selamını iletti. Memlekete dönmüş, Mardin'de filan kazılar varmış, aklına ben gelmişim. Valla bence part taym üniversite öğretmenliği bildiğiniz emek sömürüsü, ödenen ücretin acıklı halinden de bahsetmiyorum, ödenmeyen bir takım ücretlerden bahsediyorum. Bunu yazmaya da çok üşeniyorum ama şu üşengeç halimle bile o kadar şaşırdım ki insan kaynaklarını, personel dairesini filan aradım "Ay gerçekten mi aaaa?!" diye diye.

İşte geriye çocuklar kalıyor, çocuklar güzel, ben başka bir şey anlamadım bu işten. İlk defa yapacak olanlara da tek tavsiyem var, sınavlara büyük bir leğenle gidin ve bütün cep telefonlarını toplayın. Sadece bunu yapmadığıma pişmanım.

Çeşitli ahval ve şeraitler içinde Stranger Things seyrettik, 1983'te geçen bir bilim kurgu dizisi, ben çok beğendim. Çoğu yerde aklıma Spielberg'in E.T.'si geldi, zaten sonra millet oturup yazmış hangi 80'ler bilim kurgularına referanslar var diye. Bazı sahnelerden tutun da duvarlardaki posterlere, karakterlerin okudukları kitaplara kadar o dönemin bilim kurgularına, horror fictionlarına filan selamlar çaktı durdu 8 bölüm boyu. Bir yerde "80'lerin doğaüstü klasiklerine yazılmış bir aşk mektubu" demişler, en güzel tanım bu sanırım. Winona Ryder'ın delirmiş anne rolünü bir miktar yüzümüze sıvamasını görmezden gelebilirseniz eğer ve benim gibi meyliniz varsa bu türe, kesin seversiniz. Kendimi yeniden çocuk gibi hissettim.



Neon harflerin kırmızısına kurban. Soundtrack'i yoldaymış, o gelene kadar Spotify'de şunu buldum, dizi boyunca çalan şarkılar.



Ağır ağır şu yandaki kitabı okudum, şenaybey vermişti, bunu da beğendim. Alt tarafı bir arkadaşınızın yokluğunda evine ve iki kedisine göz kulak olmanız gerekiyor, en kötü ne olabilir? Çeşitli seviyelerde felaketler zincirleme yaşanırken kitabın kahramanı da bir yandan hayatı, arkadaşlığını, yer yer mimarlığı ve büyük ölçüde de ahşap zemini sorguluyor. Herhalde evi yakıp öyle çıkacak diye düşünmüştüm, ben olsam yakardım.

Kardeşim birkaç aylığına yurtdışına gitmişken ve de köpeğini bana bırakmışken daha da yakın hissettim kendimi kitabın talihsiz kahramanına. Daha bir hafta olmadan veterinere taşındık, idrar yolları enfeksiyonu gibi görünüyor, tedavi edilebilir ve nispeten az korkunç bir hastalık. Tabii insanın içi rahatlamıyor çünkü her çişe çıkışında manzara çok feci, ya basit bir enfeksiyon değilse? Sabah veteriner elime tahlil kabı tutuşturdu, o kap ortaya çıktığından beri bir damla işemiş değil.

Ay neyse, kalkmak istiyorum bu masadan ve kompüterin önünden. Gideyim faydalı bir iş yapayım. Hangi faydalı iş, onu da bilmiyorum ama evde volta atsam bile daha iyi bence.