March 22, 2017

Hayır, Geri Hoş Gelemezsin

Zafer'i arayanlardan biri ummadığım kadar inatçı çıktı, dün gece yarısı gene carıl carıl çaldı telefonum. Yataktan fırlayıp kapattım telefonu, sabah kalkınca da en azından bu inatçı adamı bloklamanın bir yolunu aramaya başladım.

Sony marka telefonum, numaranın üstüne tıklayıp "Beni bu arayandan kurtar" gibi bir seçenek sunmuyor, gugıllayıp öğrendim, bir numaradan gelen çağrıları sesi mesaja düşürebiliyormuşsun, en fazla bu yapılıyormuş. "Aaa sesli mesaj imkanı mı var?" diye şaşırdım, zaten cep telefonuyla ezelden beri aram iyi değil, bir senedir filan kullandığım bu telefonu hiç sevemedim. Neyse, sesli mesaja düşebilmesi için de rehbere kaydetmem gerekti Zafer'i arayan adamı.

"Zafer'i Arıyor" diye kaydettim, bloklayabildiğim kadar blokladım. Kurtuldum diye sevinirken rehberimdeki numaraların whatsapp'ta da belirdiği aklıma geldi, panikle whatsapp'ı açıp oradan da blokladım. Profil fotoğrafını görmüş oldum adamın, yaşlı annesiyle yanak yanağa poz vermiş, kendisi de 60 yaş civarı bir adammış. Bu Zafer ne yazdı acaba televizyona çıkan o mesajında diye merak etmiyor da değilim.

Hayatın bu karışık haline isyan etmek istiyorum. Rahatsızlık veren aramalar eskiden de vardı, evin babasına verirdin telefonu, o "HÖST!" deyince kesilirdi. Ya da ne bileyim "Abim bokser, babam komsör" diye gözdağı verebilirdin. Tamam başıma gelen biraz fantastik bir felaket ama 3 gündür telefonla ve telefonla birlikte gelen uygulamalarla filan boğuşuyorum, ağlamak istiyorum böyle aşkın ızdırabına.

Şu yandaki İthaki'den çıkma Fahrenheit 451'in de çevirisini hiç beğenmedim. İterek kakarak bitirmek üzereyim, 10 sayfam kaldı. (Babam "İtekaka Yayınevi'nden mi çıkmış mehehhe" diye espri yaptı. Güldüğümü de itiraf etmek isterim.)

"Geri hoş geldin" filan var içinde, "Welcome back"tir diye tahmin ediyorum, insana yazarken tuhaf gelmez mi yahu? Sadece geri hoş gelmiyor, kitabın sağında solunda devam ediyor böyle dangıl dungul laflar. İki çevirmenin adı yazıyor iç kapakta, birinin "elek" dediğine üç sayfa sonra diğeri "kalbur" demiş. 

Ana karakter Montag, karısına bağırıyor "Mildred alarmı sen vermedin!" diye, bir felaketin ortasında alabildiğine manasızca. Orijinali "Mildred you didn't put in the alarm!", bir "Oh no you didn't" hali yani gibime geldi. Yapmış olduğuna inanama hali. Bilmiyorum tabii, çevirmen değilim; okuduğumu anlamak istiyorum, öyle bir arzum var. 

Bu elimdeki bir de 6. baskı, altı seferdir böyle basılıyor demek ki bu kitap, hepimiz satın alıp okuyoruz. Neyse yani, çeviriyle kavga etmekten distopyaya, yanan kitaplara filan yer kalmadı. Zaten ben yazmasam da olur bence. Geçen yaz Nürnberg'te Nazi şeyleri müzesi gezerken Ada şok geçirmişti, "Ama bu Reichtag Yangını? Ama ne kadar benziyor her şey?" diye. Yani artık her şey çok benziyor, bir kere de benim bağırarak göstermeme gerek yok. 

Güzel bir çarşamba temenni ediyorum herkese ve geri geri hoş gidiyorum.

10 comments:

  1. Yav ben de ite kaka bitirmiştim aynı baskı kitabı, milletin bunca övüp unutamadığı kitaba da bayılmamıştım doğrusu. Zaten distopya sevmiyorum, zaten her gün farklı bir distopya yaşamaktayız, bir de edebisine hacet yok.
    Şu Zaferseverlerden birini elimize geçirsek de bir pataklasak :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay şimdi bitirdim, son ana kadar aynı bulanık cümleler fırladı her taraftan. O kadar sinir bastı ki oturup orijinaliyle karşılaştırmalı okumak istedim, kırmızı kalemle notlar alayım Türkçesinin üstüne, İtekaka'ya yollayayım filan istedim. Az kaldı böyle bir insan olmama.
      Ben sevdim kitabı aslında, 195o'lerden kaygıyla geleceğe bakınca bunu hayal etmiş demek ki yazar. Seviyorum eski bilimkurguları. Distopyalara ben de çok bayılmıyorum. Gideyim ellerimi arkama bağlayıp okurken mutlu olacağım bir kitap bulayım salyalı kitaplığımdan.
      Yalnızlık mı yoksa abazanlık mı olduğuna bir karar versem ben de kapısına dayanacağım Zaferseverlerin, canımdan bezdim :D

      Delete
  2. ithaki hep böyleydi be sevgili mina, benim de kendilerine çemkirmişliğim var (google --> şenayizneayrildi --> ithakiye karşı savaşım). asla asla kendilerine bulaşmam, bu kadar büyük konuşuyorum.
    bu arada falafele gittim, aracini yedim, puanım 2/5. borcunuz 12,90, tekrar teşekkürler.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Niye falafelciye gidip falafel yemiyorsun sevgili Şenay? Arif diye yazdır dedim hem? O zaman 12,90'lık borcum olsun ya da ben senin eve girip masaya bırakırım, bir de sigara içer kültablası bulamayıp çıkarım evden.
      Ve inanamıyorum, resmen yazıp uyarmışsın 4 sene önce. Ben de bir daha İthaki'den çıkmış kitap almam, belki bunu 12,90'lık bir şey yerken konuşuruz mihiihiihi :)

      Delete
    2. heee, çünkü falafelci'de falafel yemek çok bayık olurdu, çok sıradan ve klişeeeee. şaka şaka, bilmem, enteresan geldi aracini yiyeyim dedim. dişçi'yi arif abi'ye yazdırınca biraz utandım, bunu da size yazayım dedim.
      mahallede rast gelelim yaa, öylesi daha güzel oluyorrr, emine abla'nın hesabına ne yazdıracağımı konuşalım, hoohohoo.

      Delete
    3. Emine hesabına Efsane Kuaför'de saç kesimi, röfle ve fön yazdırabilirsin, araları iyi. Benim değil çünkü bana gerizekalı kahkülü kesti.

      Delete
  3. AHHAHAHAHAHA Çeviri yapanlara attığın sert tokadın sesi İstanbul'da yankılandı. Masanın altına kaçtım.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay bak Şenay email filan da atmış, bir arkadaşım daha var oturup yayınevlerine yazardı imla hatalarını, çeviri hatalarını, hiçbir şey farketmiyor. Dün onlarca kitap blogu gezdim, bu kopyayı okumuşlar ama sıfır şikayet. Yahu anlaşılmıyor bazı yerler, nasıl okuyup da memnun kaldınız?
      Yayınevine inanamadığım gibi okuyucuyu da anlamıyorum, her şey çok tuhaf :D

      Delete
  4. Şu adamın bir kitabını okudum, o da bu kitap değil. İthaki'ye güveniyordum, alsam İthaki'den alırdım kitabı. Gerçi başka yayınevi basmış mı bilmiyorum. Almayayım o zaman.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay alma lütfen. Elbet düzgün bir çevirisi vardır, yoksa da olacaktır.

      Delete