March 16, 2017

Hayır

Hava bu renk, üstelik hava gibi de değil, okuyamadığım romanında Saramago'nun tarif ettiği gibi patates püresi kıvamında. Püreden ileri gidememiştim romanda ama böyle havalarda genellikle çok verimli saatler geçiriyorum. 


"Naaptın, dünyayı mı kurtardın verimli verimli?" diye sorabilirsiniz, ben okuyor olsaydım burayı sorardım, sormakla kalmaz üstüne bir araba da laf ederdim, siz nazik insanlarsınız, çok teşekkür ederim.

Yıkandım. Onu başarabildim yani ama iyi oldu. Tost yaptım, siyah ekmek, yağsız kaşar. En yağsız kaşar bile ne çok yağlı kaşar aslında, her şeyin kalorisine bakınca insanın sinirleri bozuluyor. Kalori dünyasının en masum şeyi suymuş. Onu da ite kaka içiyorum. Bir litrelik bir cam şişeye doldurdum, bari en azından 1 litre içtiğimden emin olayım diye. Neyse işte, tost, evi topla, mutfağı topla, köpeklerle koş, email yaz, fatura yatır. Böyle şeyler.

Dün kendi kendime fenalık geçirdim, o yüzden bugünün bu uyuz aktiviteleri bana iyi geldi. Nereye baksam bir memleketten gitme/kalma tartışması var. Kah inen kah arşa fırlayan bir anksiyete seviyesiyle yaşıyorum, bana iyi gelmiyor hiç tanımadığım insanların buradan tüyme sebeplerini okumak. Bir kere girince o ruh haline, kendimi "Herhalde bizim bilmediğimiz bir şey varoooaaaAAAA HEPİMİZ ÖLECEĞİZ"e gelmiş buldum dün. İyi bir yer değil orası. Bir arkadaşıma musallat oldum, onunla konuşunca sakinleştim biraz.

Sabah da bok gibi rüyalar gördüm, aldatılıyorum, alay ediliyor benimle filan; herhalde kendime güvenimle başlayıp geleceğe dair umuduma kadar domino taşları gibi yerlere yapışmış her şey dün. Neyse, bu sabah kalkıp yeniden başladım.

Onu yapabiliyorum çok şükür. Sonra tumblr'da dolanırken şunu gördüm, çok içime işledi:


Saat 17:00, bugün böyle bir püreydi. Yarın daha güzel olur. Her şeyi denedim, lavantayı denemedim. Onu da deneyeyim.

3 comments:

  1. son zamanlarda öyle anksiyetelere sahip değilim çok şükür. daha kişisel anksiyetelerim var, "okul bitecek mi? e bitince ne olacak peki?" gibi. benim çevremde de yurt dışına gitme planları yapanlar var, bir yds bir ales koşuşturmacası var, hepsine yabancıyım. bu geriyor biraz.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yurt dışına gidilsin, keşke ben de en azından mastır ya da doktora için gitmiş olsaydım. Belki o zaman daha esnek olurdum yerimden kıpırdamak konusunda, belki de olmazdım çünkü iki kişiyiz ve bu şekilde karar vermek daha zor. Beni o açıklamalar mahvediyor, burada durulmazlar, sonumuz iyi değiller, bizim bilmediğimiz şeyler var işin içindeler filan. Bak gene midem yanmaya başladı yazarken.
      Şu okuduğum Sarajevo kitabında vardı, Bosnalılar ikiye ayrılır diye, şehrin sokaklarında ilk askeri gördüğü anda soluğu Viyana'da alanlar ile savaşa dair bütün işaretlere rağmen evine tadilat yaptırmaya karar verip bir sabah çatının kiremitlerini değiştirirken savaşın ilk havan topu ciuv diye yanından geçenler.
      Salonun camından F-16lar da gördüm, ateş açan helikopterler de, intihar bombacısını saymıyorum bile bak, herhalde bir Boşnak-Türk mutantı olarak ben üçüncü bir grubu oluşturuyorum :)
      Anksiyete olmasa ağzımı açmazdım yemin ederim, neyse çeken bilir, sen anlıyorsun beni. <3

      Delete
    2. Anlıyorum. Gezmeler, görmeler çok iyi. Ben de başka memleketler, başka kültürler görmek isterim ama galiba yerleşmek istemem. Bir zorunluluk olur, zor bir tercih yapmak gerekir belki, hayat belli olmaz. Asla da gitmem de demiyorum, nerede olsa yaşarım. Ama burada yaşamak istiyorum. Yani burada, hakikaten, bu saçmalıklar olmadan, ciddi ciddi "yaşamak" istiyorum. Olur belki bir gün.
      Bahsettiğin şeyler beni de geriyor, geçenlerde Ceren büyük ortadoğu projesi diye bir başladı, beynimi yedi. "Ay" dedim "ben bilmiyorum öyle bölmeli parçalamalı projeler, hiçbir devlet sırrına da muvaffak değilim, siz nereden biliyorsunuz?"
      Herkes o kadar çok konuşuyor ki her konuda... "Evet, en iyi sen biliyorsun, şimdi bir sus." demek istiyorum çoğu zaman. Dediğin gibi, insanlara tekme atmak normal bir şey olmalı.

      Delete