March 24, 2017

Yoo Bir Daha Asla!

Sabah şu yazıyı okudum, sokaktan çam yarması bir çomarı alıp eve getirmek hakkında. Okuduğum en güzel yazılardan biri, tanışma hikayesi, köpekli hayat, cins köpek ısrarı filan, harika anlatmış Umut Arabacı. Tanımıyordum, vesileyle tanımış oldum. Bahsi geçen iri kıyım sokak çomarı Nazo:


Biz de para verip cins yavru köpek satın almış iki gerizekalıyız. Ha kafeslerde doğurtup satan bir tip değildi, çiçekli elbiseli emekli bir eczacı kadındı ve tam olarak satın almadık da "o güne kadar yaptıkları masrafları ödedik" ama gene de aynı şey. Kadın bunun ilk ve son doğum olduğunu, bir süre sonra köpeği kısırlaştıracağını söyledi ama onu da bilemeyiz tabii. Koko'yu kucağımıza alıp çıktık o evden, 7 sene oldu. O 7 sene içinde kaç tane ev arayan doberman ilanı gördüm, sayısını unuttum. Üstelik neredeyse tamamı kavgaya sokulmuş, dövülmüş, hunharca doğurtulmuş, son derece çaresiz köpeklerdi. İşte dobermanların kötü şöhreti filan, biliyorsunuz.

Bizim cins peşine düşme sebebimiz veteriner tavsiyesiydi, apartman dairesinde yaşayacaksa ya Alman kurdu ya da doberman almamızı, kolay öğreneceğini söylemişti. Veterinerimiz aslında köpeğe değil hayatımızda ilk defa köpek alacak olan bize güvenememiş bence. Neyse, ben de o arada çok şey öğrendim köpekler hakkında. Bundan sonra çomarlar, barınaklar, ev arayan her cins çocuk ile devam edeceğiz yolumuza. Cümle alemin bokladığı doberman bizim evde karanlıktan korkan bir kucak köpeğine dönüştükten sonra beni ne korkutabilir bilmiyorum.

Yüz kere yazdım, gene yazacağım, kendi aralarında çiftleşip üremeleri yüzünden bir takım hastalıklar nesilden nesile taşınıyor. Bizim yaptığımız bayağı manyakça bir iş, bırakmıyoruz doğa bildiği gibi halletsin, istiyoruz ki illa renkleri böyle, tüyleri şöyle olsun. 7 senedir çıbanlarıyla, isilikleriyle, egzamalarıyla uğraşıyoruz Koko'nun. Bir senedir de vücudunun çeşitli yerlerinde ve çeşitli boyutlarda yumrular üretti, en büyüğü yumurta kadar. Veterinere soruyoruz, cevap "Oluyor böyle şeyler bunlarda, endişelenmeyin", endişelenmemiz gerekirse ameliyat edecek, alacak yumruları. Böyle bir hayat. Bir de kalp krizine yatkınlık var tabii, artık ondan da bahsetmeyeyim.

Bütün bunlar Koko'nun başına gelirken, Kudi ne yapıyor? Kar yağarken terasta oturup neşeyle sokağı seyrediyor saatlerce. Koko seyredemiyor çünkü soğuğu yiyince grip oluyor, sistit oluyor.

Geçenlerde şunu okudum, gözümden yaşlar geldi gülmekten. Leylak Dalı yollamıştı, bir bildiği varmış ki yollamış:


Bobo'nun şuursuz varoluşu, arada bir yanağında beliren pembe beş parmak izi, golden retriever Darçın ve deli annesi filan, köpekli hayata çok gerçekçi baktığını düşünüyorum Serkan Altuniğne'nin. Annemlere yollayacağım, onlar bizden daha zor durumdalar. Çomarları doberman cüssesinde ama kafası pek o kadar çalışmıyor. Üstüne bir de Kapo var, üstüne acıkınca mutfaktan tam ekmek ve beyaz peynir çalıp piknik yapan iki kedi Tintin ve Cenıfır var, üstüne bahçedeki kedi sürüsü var, üstüne sokakta bakılan ve kapasitem dolduğu için isimlerini hatırlayamadığım köpekler var.

Ay başka şeyler de yazacaktım aslında, neyse artık, her yeri köpek yaptım, gidiyorum. Gav gav gav.

7 comments:

  1. Bobo'ya pek yakışmışlar birbirlerine, Allah mesut etsin :)
    Bir de çizgi bant var hangi dergideydi unuttum, Semra. Orada da acaip uyanık bir kedi var, ona da gülmekten ölüyorum...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bobo'nun saflığından gelen bir tatlı hali var, bu fotoğraftaki arkadaşımız bencil, şımarık ve manipülasyon ustası. Hadi şımarıklığın mesulü biziz, geriye kalan dünyayı işgal planları filan doğuştan.
      Bakiyim Semra'ya. Ben Uykusuz alıyorum, orada da İltem var kedili. Mari Antrikot Hanımcığım koydu geçen bir tane, Kara Trenli :D

      Delete
  2. o kadar haklısın ki mina. biyoloji ile ilgili kafamda en çok evirip çevirdiğim konulardan biri galiba bu etik meseleler. insan neler neler üretiyor aklın almaz, inişaat sektöründe bile varmış biyolojinin yerini, mikrobiyoloji alırken öğrenmiştim, aklımı kaçıracak gibi oluyorum. etik konular çözümlenemiyor asla, çözümlenmeye çalışılıyor mu o camiada, onu da bilmiyorum.
    koko'nun böyle problemlerinin olması çok normal, veterinerlerin normal karşılaması da maalesef normal. bizi de kendi içimizde çiftleştirip dursalar neler neler çıkar kim bilir. ben hayvan "seçmek"le ilgili zaten çok hassasım. ne bileyim, sokak hayvanı sahiplenirken bile "ay bunun rengi daha güzelmiş, bunu alayım" gibi bir düşünce biçimi bile ayıpmış gibi geliyor. insanın kendinde her şeyi kendisine göre düzenleme hakkı görmesini de hayretlerle karşılıyorum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay haklıyım di mi ya? Yani anlıyorum mesela kim bilir kaç bin yıldır insana avlanırken yardımcı lazım, av köpeği olmuş bir kısmı bunların. O cinsler daha yatkın, iz sürebiliyor filan. İşte sürü güdenler var, gözümle görmesem anlamazdım, çoban köpeği gerçekten olağanüstü bir hayvan. Bilmiyorum ne kadarını öğrenmesi gerekiyor, ne kadarı içgüdüsel ama kendi kendine sürü götürüp getiren köpek gördüm, hala unutamıyorum hayvanı.
      Yani iyi bir av köpeğinin yavrusunun peşine düşülebilir, bu anlattığım çoban köpeğinin yavruları daha doğurmadan kapışılmıştı köyde, bu hayvanlar iş güç sahibi. Diğerleri bütün gün evde oturuyor ve sadece göze hoş gelsin diye müdahale ediliyor. Alman kurtları mesela, bir yerlerde okudum, kalçaları aşağı doğru düşük olunca daha havalı görünüyor diye habire öyle çiftleştiriliyormuş. Bir yaştan sonra ortopedik rahatsızlık, kalça çıkığı filan oluyormuş hayvan. Bunlara yaşlanınca kim bakacak?
      Çok azımız yaşlılığını da düşünüp alıyoruz bu hayvanları, çok azımız kendi hayatlarımızı bunlara göre planlıyoruz.
      Ay o kadar da insana yakınlar, azıcık bir şeyle mutlu oluyorlar ki bizim insan ırkı olarak berbatlığımız iyice ortalığa saçılıyor.

      Delete
  3. Nazo'nun hikayesini ben de okudum ve gecesine rüyamda kocaman bir sokak köpeğini sahiplendiğimi gördüm. Bu ara sokağımıza, hatta apartmanın bahçesine dişi bir köpek sığındı. Her gün eve girip çıkarken gözlerim onu arıyor, arada kemik veriyorum. Hem ürkek hem de sevgi ve ilgiye o kadar muhtaç ki..Coffee'yle pek sevişemediler, ama bana ikinci köpek sahiplenme fikrini yeniden değerlendirtiyor.
    Kucaklayıp içeri alasım var.
    Coffee'nin de kulak içi İBB damgalı, eskiden de sarı küpeli bir barınak köpeği olduğunu belirteyim. Sahiplenirken safkan cins olduğunu bilmiyorduk, öyle bir amacımız da yoktu, hatta sokkö olsa daha iyiydi, ama ruhların birbirini seçip sevmesi diye bir şey varsa Coffee'yle tam da öyle oldu. Altı sene oldu bize katılalı, zamanında bir yazı yazmıştım. Şurada.. https://mindmills.wordpress.com/2012/02/05/senin-adin-kim-benim-adim-coffee/
    Sevgiler..

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay yaaa kıyamam, sessiz sessiz girivermiş hayatınıza Coffee. Kimbilir neler geldi başına, terkedilmenin travması bir yana, barınaklar ne kadar zor yerler aslında köpekler için. Yani en iyi görüneninde bile ne çok hastalık var. Ama siz ne kadar bilinçli sahiplenmişsiniz, barınak gezerek, deneyerek filan, keşke bizim de kafamız çalışsaydı. Hala aklıma geldikçe vicdan azabı çekiyorum, resmen gittik bu boktan endüstrinin bir parçası olduk. Neyse, Koko'dan sonra aileye 4 tane sokak çocuğu girdi, biraz öyle avunuyorum :/
      Malamute bizim de aklımıza düştü bir ara, oturup okudum sağdan soldan, onlara resmen küçük sırt çantası filan takıp dağ yürüyüşü yaptırmak gerekiyormuş ki enerjisini atsın, evi yemesin sıkıntıdan. Apartmandan kurtulursak bir gün, görüyorum ev arayan malamutelar, huskyler, bunlarla karışmış soköler.
      İki köpek, köpekler için iyi oluyor, birbirleriyle güreşiyorlar, öyle bir her daim oyun imkanı oluyor. Bizim evde pek bir fark yaratmadı ikinci köpek. İki kat tüy, iki kat dağınıklık filan dışında. Koko baskın bir tip, Kudi daha alttan alıyor hep, belki o dengenin faydası olmuştur. 4 sene önce bu aralar sokakta bulup ev aradığım bir Kahve vardı, o da iriceydi ve baskın ruhluydu. Bütün gün tetikte bekliyordum, birkaç kere vileda sopasıyla girişip ayırmak zorunda kaldım Koko'yla Kahve'yi, bayağı ısırmalı mısırmalı birbirlerine girdiler. Kahve Kudi'yle sıfır problem, laylaylom anlaşmıştı.
      Hem bahçedeki çocuğa hem Coffee'ye çok selam :)

      Delete
  4. Coffee'nin neler geçirdiğini o kadar çok düşündük ki..Bizce terkedilmiş bir avcı köpeği. Ev ortamını bilmiyordu pek, bayağı yabaniydi o anlamda. O ilk günleri hatırlıyorum da.. Bir yere beraber gittiğimizde bagajdan iner inmez tekrar atlıyordu içine, inmek istemiyordu, korkuyordu sanki bırakacağız onu diye. Veya yoldan geçen yüksek dört çeker veya kamyonet tipli koyu renk araçların arkasından koşup iki ayak üstünde içlerini görmek istiyordu. İlk evde bırakma denememiz de travmatikti. Ulumalar, ağlamalar. Kamera koyup izlemiş, yarım saat bırakıp dönmüştük. Hem fiziksel hem psikolojik olarak çabuk toparladı allahtan. Ne zor vakalar var. O anlamda şanslıyız.
    İkinci köpek deneyimini de oğlanı sahiplendikten bir sene sonra bir üç ay kadar görümcem yurtdışına gidip köpeği Gandalf'ı bize bırakınca tattık. İki köpek gerçekten başka bir enerji. Bize çok iyi gelmişti. Ama ikisinin iyi anlaşmasının ve Coffee'nin Gandalf üstündeki hakimiyetinin, öbürünün de bunu kabullenmesinin büyük etkisi vardı. Boy pos, huy, yaş, ırk, cins bunların da olumlu etkisi olabilir. Gandalf da sizinkiler gibi sahiplenilmiş bir irlanda setter. O da başlarda gençlik hastalığından muzdaripti ve sahibesiyle yaşlanamayacak diye çok üzüldüydük, ama şeytanın bacağını kırdı mübarek.:)
    Köpekler söz konusu olunca çenem düşüyor. Koko ve Kudi'ye Coffee'den de benden de selam sevgi. :) (Bizimkinin aramızdaki kodu da aslen Kofi.)

    ReplyDelete