July 5, 2017

Dersim 2 / "E cigeram ne etti bu insanlar sana?!"

Nadire köye en son bir arkadaşını götürdüğünde yıl 1990 filanmış, uçakta hıyar gibi sordum:

-Ay ben köye götürdüğün ilk sünni arkadaşın mıyım yoksa?
-Alevi de götürmüyorum ki.

Bu kısa konuşma benim ayrımcı hödüklüğüme vurgu yaptığı kadar Nadire'nin keçimsi karakterine de dikkat çekiyor. Gerçi bilemiyorum, telefon eden akrabaya eşe dosta "Nadire'nin arkadaşı geldi" deyince "Aovv bu zamanda geldi? Aferin valla" diyenler olmuş. Bu zamandan kasıt Dersim'in sağının solunun özel güvenlik bölgesi ilan edilmesi, yolların ulaşıma kapatılması, operasyon yapılması filan. Gene turistik tavsiye olarak gitmeden önce bu özel güvenlik bölgesi işini takip etmek gerekebilir, biz oradayken sadece Hozat, Ovacık ve şehir merkezi tarafları açıktı. Biz döndükten sonra oraları da kapattılar ama süreli şeyler bunlar, "Şu tarihten şu tarihe kadar" diye ilan ediliyor. (Sonra neden internette turizm şeysi bulamıyoruz? Ayh neyse.)

Bir yandan bu durum, bir yandan da benim kendimi ailenin en dini bütün olmayan üç evladının arasında bulmuş olmam, gittiğimiz her yerde "Bu Mina, dönmeye geldi" diye takdim edilmeme yol açtı. Ve aman yarabbi ne kadar eğlendiler anlatamam. Aldığım tepkileri ikiye ayırabilirim:

1. "Niye?"
2. "Ahahhahhhahha! Ay! (Gözünden akan yaşları siliyor)"

Ben olsam turizm broşürüne "insanları jilet gibi bir mizah anlayışına sahip" diye eklerdim, en azından benim tanıştığım herkes öyleydi, kendimi evimde gibi hissettim.

Eve vardık, mutfağa çöktük, Nadire'nin babası İmam Amca masanın karşısından gözünü kısıp bana bakmaya başladı. İmam Amca 70lerinde, upuzun boylu, heybetli, insan içine çıkarken üç parçalı takımını, kolalı beyaz gömleğini giyip fötr şapkasını takıyor, insanı kendi üstündeki kot ve tişörtten utandırıyor.

Kulakları iyi duymadığı için ben masanın ucundan duyuramadım sesimi, Nadire yanına çöküp benim yerime cevapladı, siz okurken herkesin avaz avaz bağırdığını hayal edin lütfen:

-Nadoo! Arkadaşın kimdir?
-Mina baba, okuldan arkadaşım. Dönmeye geldi. (Çünkü Nadire neden kaçırsın bu fırsatı, değil mi?)
-... (İmam Amca bana bakıyor sessizce.)
-Dönecekmiş baba, alevi olacakmış. (İyice kanırtsın ki olaylar patlak versin.)
-Dönecek miymiş? (Bana bakıyor. Ben ebleh gibi kafamı sallayıp onaylıyorum.)
-He.
-Anası babası kimdir?
-Anası solculuktan hapis yatmış, babası Dev-Gençli, Sinan Cemgil'in arkadaşı.
-Dev-Genç he? Sinan he? (Memnun oldu bu noktada.)
-He.
-(Bana dönerek) E CİGERAM NE ETTİ BU İNSANLAR SANA?!

İmam Amca'dan yediğim ilk fırça buydu, son da olmayacaktı. Kısa sürede ineğin peşine yollamaya başladı beni, "ZOZE NERDEDİR?" Sigara içmeme karışmaya başladı "DUFE DUFE!" İstemiyor kimse sigara içsin, çok da haklı, bir gün sıkıştırıp Nadire'yi sigaraya alıştırmamamı rica etti. Diyemedim ki ben bulduğumda fosur fosur içiyordu zaten, alıştırmayacağıma söz verdim mecburen. Ailedeki bütün kadınlar sigara içiyor ama bunu bir ninja kabiliyetiyle saklanarak yaptıkları için İmam Amca'nın haberi yok. Ben saklanmayı beceremedim, bir hafta boyunca işittiğim azarın sonu gelmedi.

Neyse, fırsat buldukça dönmek konusundaki niyetimi sorgulayan İmam Amca'ya kah konuyla zerre alakası olmayan bir deyişle, kah berbat aksanım yüzünden anlamadığı ve evden birinin tekrarlaması gereken Zazaca iki mısrayla karşılık verdim. Yakındaki bir türbeye gittik, Munzur Baba'ya gittik, her eve girişimizde Nadire'ye sordu "Naaptı? Öptü mü? Mum yaktı mı?" O arada Nadire gazladı da gazladı, "Hızır orucu da tutuyor. Aşure de yapıyor." Çoğu yalan. Aşureyi üç kişi birlikte yaptık, hayatımda herhangi bir orucu tutmuşluğum yok, oruç tutan biri değilim. İmam Amca bir türlü emin olamadı benim niyetimden, zaten kendi üç çocuğuyla beraber tam manasıyla bir kaos yaratmayı başardık bu konuda, birimizin dediğini diğerimiz inkar etti. Çocuklarını dalga geçiyorlar diye azarladı ama bana bir şey diyemedi.

Sonunda beni karşısına oturttu, önce sordu, "Sıdkı bütün müsün cigeram?" Dedim ki "Olmaya çalışıyorum. Olmak istiyorum." Sonra da dedi ki "Klem sen bunları dinleme, sen kalbin nereye diyorsa oraya git." Hayatımda bundan güzel, bundan nazik bir tavsiye almadım. Başka da tavsiyeye ihtiyacım kalmadı bence.

Munzur'dan biraz fotoğraf koyayım. Munzur Gözeleri'ne varmak için önce Munzur Vadisi'nden, sonra da Ovacık'tan geçtik. Vadi muhteşem güzellikte, çoğu zaman nehrin kenarından gidiyor yol. Milli Park aynı zamanda, girişten çıkışa kadar su alacak filan yer yok. O yüzden vadiye girmeden almak lazım.



Döndükten sonra da "Bir hafta gittin, üç kare fotoğrafla dönmüşsün!" diye fırça yedim, siz benim gibi olmayın, fotoğraf çekin. Ne bileyim yahu, etrafıma bakmaktan aklıma gelmiyor fotoğraf çekmek. Bakıyoruz fotoğrafa, ne güzel su, ne güzel ağaç tamam ama sesler, kokular, arabada çalan şarkı, nasıl güldüğümüz filan, onlar hep aklımda. Onları zaten anlatmanın bir yolunu bilmiyorum ben.

Vadinin girişine yakın Ana Fatma ziyareti var, orada da mum yaktık. Fotoğraf yok tabii.

Ovacık'a dönüşte uğrarız diye hızlıca geçtik, eve Munzur'dan su doldurup götürebilmek için beş dakika durup bidon aldık sadece. Sonra çok makbule geçti o su, evdekiler çok sevindi.

Munzur Gözeleri, Munzur'un doğduğu yer. Su küçük kaynaklardan çıkıp birleşiyor, coşkuyla akmaya başlıyor. Etrafı da yüksek, tepeleri karlı Munzur Dağları ile çevrili zaten. Oturacak yerler, gözleme ve çay var. Kendi yiyeceğinizi götürüp piknik de yapabilirsiniz. Fakat tuvalet meselesi dertli. Bir göz tuvalet var tepede bir yerde, daha yarı yoldayken tuvaletin oradan bizim gibi iki ziyaretçi seslendi bize, "AOOOO YOOOO DÖNÜN DÖNÜN! GERİ DÖNÜN! OLACAK GİBİ DEĞİL BURASI!" diye. Buradan yetkililere sesleniyorum, insani koşullarda çişimizi yapabilelim. Biz yapamadık o gün. Kimse yapamadı.


Munzur'a gelene kadar hiçbir aleviliklerini görmediğim yol arkadaşlarım nedense burada heyecanlandılar, bir taşa toprağa sevgi, bir içsel coşku içinde fotoğraftaki dağa doğru yürüdük, ilk göze o taraftaymış, oradan başlamak lazımmış çünkü. Yolda beni bir miktar itmek ve çekmek zorunda kaldılar ama vardık ilk gözeye.


Çok da güzel bir su. Zaten şişeleyip satıyorlar, Munzur Su dolum tesisleri de burada. İlk gözenin etrafından dolandık, daha da kayalık yerlerden tırmanıp hoplayıp zıplayarak düze indik, Nadire ile mum yaktık.


Kayaları da öptüm. Valla içimden geldi, en temiz hislerimle öptüm. Bir şey de dilemedim, hayat ile aramızda bir alacak-verecek yok, yaşadığımın farkındayım, en sevindiğim şey bu.

Bu muazzam güzellikteki yer kutsal olmayacaktı da ne olacaktı, zaten dünyadaki en doğal inanç sistemi bu. Kitaplı dinlerden önceki paganlığından/şamanlığından birazını bile olsa korumuş nereye gitseniz var bu, doğadan daha kutsal ne olabilir bir insan için? Seni doğup büyüdüğün toprağa bağlıyor, vallahi belki ayıp olacak ama dini vecibe için 3000 kilometre yol gidip dilini bilmediğin, tamamen yabancı bir coğrafyada dua etmek bana hep çok tuhaf gelmiştir, biraz da "endüstriyel" gelmiştir. Dersim'de dua ettiğimden de değil, ben misafirdim orada ama oralıların neden dua ettiğini anlayabiliyorsunuz. Haydi duayı geçeyim, herkes inançlı olmak zorunda değil; insanların dağla, taşla, otlarla, kuşlarla olan bağı beni çok etkiliyor. Yürürken bitkilerin isimlerini söylemeleri, mevsimleri tarif etmeleri filan, hayatta en özendiğim şey.

Gözlemecilerden birine çöktük, abla çok güleryüzlü, çok tatlıydı. Gözleme söyledik, "E valla üç tane kaldı sadece, onları da yapalı çok oldu?", çay söyledik, "Ya çay sıcak değil, çok rüzgar var, soğuyor çay?" Gözlemeler taze, çay da sıcaktı; ablanın standartları çok yüksekmiş ve yani insan neden gözleme satarken bu kadar açıksözlü olur bilmiyorum. Sonra gelip sigaramızdan aldı, biraz bizle oturup çay içti. Benim için "Yabancı herhalde?" demiş, nedense "Aaa yooo! Biraz önce döndü o!" diye girişmedi yol arkadaşlarım. Sessizce oturup çay içtik, rüzgar esiyordu, yüzüm güneşten yanmıştı, gürül gürül su sesi neredeyse bir bulut gibi etrafımızı sarmıştı.

Ve çok çişimiz vardı a dostlar. Yarım saat filan oturabildik ancak, arabaya doluşup Ovacık'a attık kendimizi. Yarın yazayım artık Ovacık'ı, Küba Kafe'yi filan.



8 comments:

  1. Şu anlatımınla o kuaför kitabına iki satır yazmadın ya pes sana, kimbilir ne güzel yazardın. İyi ki geri geldin yav, okuduğum 2-3 blog kaldıydı zaten, bir de sen kaçıp gittin. Munzur suyundan getireydin dizime sürerdim, iyi gelirdi belki :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Kitaba yazmadığım gibi kuaföre de gitmiyorum. En son birbirimizi instagram'dan ekledik hayatımı mahveden Emre'yle, şimdi başkalarına yaptığı saçlara bakıyorum her gün. Çok güzel oldu, çok postmodern oldu.
      Ay keşke getireydim Munuzr suyu ya, valla hiç kafam çalışmıyor. Dur belki Kızılay'da şişelenmiş halini buluruz, o da olur, aynı su :)

      Delete
  2. Yeni yazı görünce heyecanlandım. baktım bir de dersim hakkındaymış. Ciddiyetle, önce çalan müziği kapatıp sonra sırayla yazıları okudum. :)
    Ellerinize sağlık. En çok gitmek istediğim yerlerin başında dersim var.
    Devamını bekliyorum. Sevgiyle.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ahahhhahha yaaaa çok teşekkür ederim, ya keşke daha bol fotoğraflı filan olabilseydi :)
      Valla gidiliyormuş Dersim'e rahatlıkla, hele bir de araba olursa kolay geziliyor. Ben de istiyorum tekrar gideyim, başka mevsimleri de göreyim, yiyemediğim yemekler kaldı, onları da yiyeyim :) Tırmanamadığım yerler de var :)

      Delete
  3. Bir kac gun evvel apayni cumleyi kurarak su konu hakkinda bir arkadasla konustum; dogaya ve yarattiklarina saygi duymamiz, alevi olmamiz ve oyle buyutulmek, bunlarin hepsi paganliktan geliyor olabilir mi? O.o Bu konu hakkinda biraz daha okuma yapmam gerek.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Valla benim de yapmam gerek, el yordamıyla buraya kadar gelebildim çünkü. Ben sana yollarım okuduklarımı. Ay yani burası normal bir ülke olsaydı bu inanç konusu güldür güldür çalışılıyor olurdu, müze olurdu, merkez olurdu, koruma olurdu. Gerçi bir tez taraması yapayım bakayım, belki vardır bir şeyler.

      Delete
  4. Iki hassas noktam tek yazi icinde :) binasiz yolsuz gercek doga ve alevilik.
    Irene Melikoff'u hala okumadiysan mutlaka oku. Tum kitaplarini oku hatta. Onlarda her seyi aciklamaya calisiyor.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay okuyacağım, zaten yukarıda Bayansilvia'ya yazarken de aklımda o vardı, bitirip yollayayım. Belki şimdi daha bile iyi bir zamandır okumam için :)

      Delete